31 Ocak 2012 Salı

Yarışma Afişinin Karikatürü Özgün Uysal'dan


İstanbul Arel Üniversitesi öğrencileri sosyal sorumluluk çalışmaları kapsamında Tüketici Hakları temalı bir karikatür yarışması düzenliyorlar.

Jüri üyeleri arasında Leman Dergisi Kurucularından Mehmet ÇAĞÇAĞ’ın da yer aldığı yarışmaya Leman Dergisi de destek veriyor.
İstanbul Arel Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Reklamcılık Bölümü öğrencilerinin sürdürdüğü  Yrd. Doc. Dr.Saadet Ugurlu koordinatörlüğünde “Bireysel Sorumluluktan Toplumsal Sorumluluğa” isimli sosyal sorumluluk kampanyaları üçüncü yılında da  tüm hızıyla devam ediyor. Projelendirme, planlama, yürütme, değerlendirme ve basın tanıtımına kadar her aşamanın öğrencilerce yürütüldüğü kampanyaların biri daha “Tüketici Haklarınızı Biliyor Musunuz?”  sloganıyla hayata geçiriliyor.
İstanbul Arel Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Reklamcılık Bölümü öğrencilerinden Taha Fatih Can ve Nurdan Kemer, Deposite Outlet Merkezi, Leman Dergisi ve Tüm Tüketicileri Koruma Derneği’nin de destekleriyle, daha bilinçli bir tüketim toplumu oluşturmak adına Tüketici Hakları Temalı bir karikatür yarışması düzenliyorlar. 

Yarışmanın afişinde Karikatürist ve çizgi roman ressamı Özgün Uysal’ın tüketiciyi “kukla” gibi kullanan ve “tüketiciyi kullanma kılavuzu” adlı kitap okuyan bir kişinin resmedildiği karikatürü yer alıyor.
17 Mart Cumartesi günü Deposite Outlet Merkezi’nde ödül töreni yapılacak yarışmaya, karikatüristler 01 Şubat – 01 Mart tarihleri arasında eserlerini Deposite Outlet Merkezi’ne gönderebilecekler.
Nurdan Kemer ve Taha Fatih Can’ın yürüttüğü proje için detaylı bilgiyi açtıkları blog sayfasından öğrenebilirsiniz.

9 Aralık 2011 Cuma

Dantelli Pot

1981-1983 yılları arasında aylık olarak Bursa’da yayımlanan “Kamera” isimli magazin dergisinin reklam çizerliğini ve karikatüristliğini yapıyordum.

Bir gün derginin yazı işleri müdürü Talat Uncuoğlu, benden bir spor merkezine reklam sayfası çizmemi istedi. Sanırım 1981 yılıydı; 18 yaşlarında daha toy sayılabilecek bir çağdaydım.
 Talat Uncuoğlu

Reklam çizimlerimi yaparken moda dergilerindeki fotoğraflardan yararlanırdım. Yabancı bir moda dergisinden, ağırlık çalışan bir erkek ve bir kadın fotoğrafı bularak onu çizgiye dönüştürdüm. Derginin Yazı İşleri Müdürü ve yayın kurulu çizimimi onaylayarak bir sonraki sayıda yayına soktu. Sokmasına soktu da, işte asıl kıyamet ondan sonra koptu.

Ben bir spor salonunun içini bizzat görmediğimden, ağırlık çalışan kadını body ile değil, dantelli iç çamaşırlarıyla çizmiştim. Dergideki reklamı gören spor salonu sahibi ortalığı ayağa kaldırmış; yazı işleri müdürümüze çokca sitem etmişti.

Talat Uncuoğlu’nun kulakları çınlasın; bu olay ne zaman aklıma gelse “18 yaşımda ne kadar toymuşum. Dantelli bir kadın iç çamaşırıyla bodyi bile ayıramıyormuşum” diye tebessüm etmekten kendimi alamıyorum.

18 Kasım 2011 Cuma

ANADOLU KARİKATÜRCÜLER DERNEĞİ ''BALIKESİR SERGİSİ''






ANADOLU KARİKATÜRCÜLER DERNEĞİ ''BALIKESİR SERGİSİ''
Anadolu Karikatürcüler Derneği'nin Karma Karikatür Sergisi, Balıkesir Devlet Güzel Sanatlar Galerisi’nde karikatür severleriyle buluşacak.
Anadolu Karikatürcüler Derneği üyelerinin çalışmalarının yer alacağı sergi 21 Kasım-2 Aralık 2011 tarihleri arasında izlenebilecek.
Sergi açılışı : 21 Kasım 2011, saat : 17.30

Sergide çalışmaları yer alan karikatürcüler :
Ahmet Aykanat, Ali Bulca, Ahmet Esmer, Erol Ergül, Gökhan Hançer, Halit Kurtulmuş, İbrahim Güvendikler, Kürşat Zaman, Lütfü Çakın, Mehmet Zeber, Mehmet Kahraman, Mehmet Oral, Murat Gök, Salih Kütükçü, Serpil Kar, Sevdakar Çelik, Tayfur Şapolyo, Yalçın Eroğlu, Cüneyt Şenyavaş, Mete Ağaoğlu, Raşit Ertunç, Kemal Akkoç, Olga Güler ve Özgün Uysal.

3 Kasım 2011 Perşembe

Ahmet Uysal ve çizgi roman kültürü


Ahmet Uysal ve "çizgi roman kültürü"


Savaştepe Köy Enstitüsü mezunu olan babam, şair ve çocuk öyküleri yazarı Ahmet Uysal (1938-2011), 1970 yılında Yozgat bölgesinde İlköğretim Müfettişi olarak görev yapıyordu. Evimiz Yozgat'ın Sorgun ilçesindeydi. Görev dönüşü Sorgun'a gelirken benden iki yaş büyük olan ağabeyime ve bana okumamız için Doğan Kardeş dergisi, içinde Kızılmaske ve Mandrake'nin de yer aldığı büyük boy Red Kit dergisi ve zaman zaman da Ceylan dergisi getirirdi.

Oysa ağabeyim ve ben, televizyonun daha adının bile duyulmadığı o yıllarda, çocuklar ve gençler arasında çok popüler olan, "Teksas-Tommiks" diye adlandırılan çizgi romanların bağımlısı olmuştuk; fırsat buldukça komşu çocuklarından aldığımız Teksas-Tommiks'leri okuyor, mahalle çocuklarıyla kovboyculuk oynuyorduk. Hafta sonları Sorgun Belediye Sineması'nda izlediğimiz western filmlerinin ve okuduğumuz çizgi romanların etkisiyle, bu oyunlarımızda kimse "kötü" olarak bildiğimiz Kızılderililer olmak istemiyor, herkes kovboy olmak istiyordu.

Oyunlarımıza tanık olan babamız bir gün bizi bir köşeye çekerek, bu filmlerin ve bazı çizgi romanların aslında bizleri nasıl yanılttığını anlattı. Gerçekte, kötü olan "beyaz adam"dı ve iyi olan Kızılderililer aslında kendi topraklarını savunuyorlardı.


"Ben de gençliğimde çok çizgi roman okudum" dedi babam. "Eğer çizgi roman okuyacaksanız, Teks okuyun. Zira Teks Willer, kendisi beyaz olmasına rağmen, beyaz adamın kötü, Kızılderililerin iyi olduğunun farkına varmış, bir Kızılderili kadınla evlenmiş, eşi beyaz adamlar tarafından öldürülmüş, hayatını Novajo Kızılderililerinin bağımsızlığına adamış bir rangerdir." Bunu öğrendiğimizde çok şaşırmıştık.

İşte böyle bir insandı bizim babamız; daha küçücük yaşlardayken bize iyiyle kötünün arasındaki farkı, bağımlısı olduğumuz çizgi romanlar üzerinden çok güzel örnekleyerek, tüm mahalle çocuklarının körpecik beyinlerine adalet duygusunu yerleştirmişti.

Huzur içinde yatsın.

2 Kasım 2011 Çarşamba

Karikatürist-Gazeteci Özgün Uysal, PADAŞ Bülten'de Yazı İşleri Müdürü

Karikatürist, Çizgi Roman Ressamı ve Serbest Gazeteci Özgün Uysal, 30 Eylül 2011 tarihinden itibaren Gölcük'de yayımlanmaya başlayan PADAŞ Bülten'in Yazı İşleri Müdürü olarak göreve başladı.

 Özgün Uysal, PADAŞ Bülten'le birlikte, bülteni yayımlayan AS TÜDAŞ Şirketler Grubu'nun da Yazı İşleri Müdürü olarak görev yapmaktadır.

12 Eylül 2011 Pazartesi

İnternette hacker sorunu

Dünyada yaygın olan bir sosyal paylaşım sitesini, daha ülkemizde adı duyulmadan önce kullanmaya başlamış, bir de kendi adıma çizimlerimi paylaştığım bir hayran sayfası oluşturmuştum. Zaman içinde bu site ülkemizde de yaygınlaştı ve Türkçe dil desteğiyle kullanılmaya başlandı. Sosyal paylaşım sitesinin güzel yanları da yok değildi hani, 25-30 yıl önceki okul arkadaşlarınızı bile, eğer bu siteye üye iseler, kolaylıkla bulabiliyordunuz.

Yaklaşık altı ay önce sayfamda, ben yazmadığım halde sanki benim tarafımdan yazılmış gibi görünen yorumlar yazıldığını fark ettim. “Kimsin sen kardeşim?” gibi sorularıma,“İsmimi görüyorsun ya, ben senim” gibi abuk sabuk yanıtlar geliyordu. Sayfamı ele geçiren bu hacker, bir süre sonra, yaklaşık 800 kadar üyesi olan sayfamı tamamen hacklayarak kapattı.

Temmuz ayı başında kaybettiğimiz babamız, edebiyat dünyasının yakından tanıdığı bir isimdi; yayımlanmış bir çok eseri vardı. Babamızın vefatından iki ay sonra, bu meşhur sitenin arama motorunda arama yaparken, babamızın adına bir hayran sayfası açıldığını ve gerek benim, gerekse kardeşlerimin duvarlarında paylaştığı fotoğrafların bu sayfada da yer aldığını görerek, kardeşlerimden birisinin, kaybettiğimiz babamızın anısını yaşatmak için bu sayfayı açmış olabileceği düşüncesiyle, sayfanın “beğen” butonuna tıkladım ve sayfanın linkini, sayfayı beğenmeleri için babamın yakın birkaç arkadaşı ile 6-7 akrabamıza gönderdim. Onlar da sayfanın “beğen” butonuna tıklayarak sayfaya katkıda bulundular. Elimde, babamın “Şiirtüven” isimli kitabının kapağına ait taramalar vardı, ben de sayfada onu paylaştım.

Bir-iki gün sayfa seviyeli olarak ilerlerken, babamın arkadaşlarından olan ve internette onunla ilgili yazıları da bulunan değerli İ.O. ağabeyim sayfa yöneticisi oldu; ardından sadece müteveffa babamızı ve bizleri ilgilendiren, sayfayı beğenen ve beğenecek olanları hiç, ama hiç ilgilendirmeyen özel konular yazılınca, bu sayfanın kardeşlerimle bir bağlantısı olamayacağını anladım. Daha sonra sitede babamızın adına bir sayfa daha açıldı, ilk açılan sayfaya göre daha sade ve seviyeliydi, ona da “beğen” yazısına tıklayarak üye oldum ve bir önceki sayfanın ne kadar seviyesiz olduğundan bahseden bir yorum yazdım. Bu arada sevgili İ.O. ağabeyimden, ilk açılan sayfaya isteği dışında yönetici yapıldığına dair bir mesaj aldım. Kendisine, “benim de söz konusu sayfanın seviyesizliği ve özel bilgilerimizi vermesi nedeniyle o sayfadan ayrıldığımı, kendisinin de daha seviyeli olan ikinci sayfaya üye olmasını, ilk açılan ve daha sonradan açılabilecek olan sayfalara itibar etmemesini, seviyeli olan ikinci sayfanın kardeşlerimden birisi tarafından açılmış olabileceğini” yazdım.

Bu arada ilk sayfayı da yakın takibe almıştım. Bir gün sayfanın ismi, babamızın ilk adını da kapsayacak şekilde değişerek, profil bilgilerinde,  gerek babamızın, gerek benim ve kardeşlerimin politik dünya görüşümüzle hiç ilgisi olmayan sözler ifade edildi. Örnekleme yapacak olursam, nasıl Orhan Veli Kanık, “Orhan Veli”, Mehmet Raşit Öğütçü “Orhan Kemal”, Bumin Gaffar Çıtanak “Fikret Hakan” olarak tanınıp markalaştıysa, babamız da ilk adını kullanmadan “Ahmet Uysal” olarak tanınmış ve markalaşmıştı. Sonuna kadar sosyalistti. Hacker denen zat, ya bunları bilmiyordu, ya da çok iyi bilip, sayfayı farklı amaçlarla kullanmak istiyor olabilirdi. Belki de bir yerlerden kuyruk acısı vardı, zira birçok kişinin, hatta benim bile bilmediğim bazı bilgilere değinmişti. Kim bilir, belki bizleri birbirimize düşürmek istemiş de olabilirdi. Sanırım kısmen bunda başarılı da oldu, zira “beğen” yazısını tıklayarak üyesi olduğum, yukarıda daha seviyeli olduğunu belirttiğim ikinci sayfanın kim olduğunu bilmediğim ama tahmin ettiğim yöneticisi, hiçbir gerekçe göstermeden, beni üyelikten çıkardı.

Babamızın adına ilk açılan sayfanın yöneticisine mesaj atarak, “dünya görüşünü herkesin bildiği babamızın adı üzerinden siyasi çıkar sağlamaya çalışmamasını ve özel bilgilerimizin burada yayınlanmasının kendisine bir yarar sağlamayacağını, sayfayı kapattırmak için ilgili yerlere başvuracağımı” yazarak, sayfa altında mevcut “şikayet et” butonuna onlarca kez basarak, sayfanın kapattırılmasını sağladım.

Beni üyelikten çıkaran ikinci sayfa mı? Babamızın adı onuruyla yaşasın da, varsın onlar beni üyeliğe kabul etmesinler.

Kıssadan hisse: Face verdik, book’unu çıkardılar.

Kalın sağlıcakla.


5 Ağustos 2011 Cuma

Şair ve Yazar Ahmet Uysal Vefat Etti!

Karikatür ve çizgi roman sanatçısı Özgün Uysal'ın babası Şair ve Yazar Ahmet Uysal vefat etti!

Edebiyat dünyasından bir yıldız daha kaydı

Şair ve Yazar Ahmet Uysal vefat etti.

1938 Balıkesir/Savaştepe doğumlu Balıkesirli Şair ve Yazar, emekli İlköğretim Müfettişi Ahmet Uysal, 3 Temmuz 2011 Pazar günü geçirdiği kalp krizi sonucu Küçükkuyu-Çanakkale'de vefat etti. Uysal'ın cenazesi 4 Temmuz Pazartesi günü Altınoluk-Edremit'te defnedildi.
Karikatür ve çizgi roman sanatçısı Özgün Uysal'ın da babası olan Şair ve Yazar Ahmet Uysal'ın Ceyhun Atuf Kansu ve Yunus Nadi Şiir Ödülleri gibi bir çok ödülü ve çocuklar için yazdığı 100'ün üzerinde hikaye kitabı mevcuttu.

18 Mayıs 2011 Çarşamba

“1982 mezunu Deniz Astsubayları rüzgarı Güre’de esti”






“1982 mezunu Deniz Astsubayları rüzgarı Güre’de esti”

29 yıl önce Deniz Astsubayı olarak Donanma saflarına katılan 1982 mezunları Güre’de buluştu.

1978 yılında çocuk yaşlarda Deniz Astsubay Hazırlama Okulu’na giren ve 1981 yılına kadar üç yıl boyunca kader arkadaşlığı yapan, 1981-1982 yılları arasında da Karamürsel Eğitim Merkezi’nde sınıf (branş) okulu eğitimi aldıktan sonra Donanma saflarına katılan 1982 mezunları 29 yıl aradan sonra, 13-14 Mayıs 2011 tarihlerinde, Balıkesir’in Edremit ilçesine bağlı Güre’de düzenlenen sınıf gününde bir araya geldi.

Bölgenin turistik termal tesisi Afrodit, 1982 mezunlarının emrindeydi

Güre Belediyesi’ne ait Afrodit Termal Tesisleri’nde, Hasan Kösem’in koordinesinde gerçekleştirilen sınıf gününde, eşleri de 1982 mezunlarını yalnız bırakmadı. Günümüzde artık tamamına yakını emekli olan ve savunma sanayi, güvenlik, eğitim, yardımlaşma, sanat gibi alanlarda faaliyet gösteren 1982 mezunları, öncelikle geçen yıl geçirdiği kalp krizi sonrası hayatını kaybeden sınıf arkadaşları İsmail Özdemir’in Burhaniye-Şahinler Köyü’ndeki mezarlığını ziyaret ederek andılar.

Doğa harikalarıyla dolu Kaz Dağları

1982 mezunları ve eşleri, Güre’de kaldıkları iki gün boyunca Kaz Dağları ve çevresinde bulunan doğal tabiat harikalarını gezerek dünyanın ikinci büyük oksijen yatağı olan Kaz Dağları (İda)’nın o muhteşem havasını teneffüs ettiler.

Sürpriz katılımlar

Sınıf buluşmasına katılım beklenenin üzerinde gerçekleşirken, mazeretleri nedeniyle katılamayanlar, gönderdikleri selam ve mesajlarla sınıf arkadaşlarını unutmadıklarını gösterdiler.

Sırf 1982’liler buluşmasına katılmak için Almanya’dan gelen ve bu ülkede Makine Mühendisi, Doçent, Sağlık sektörü gibi alanlarda kariyer yapmış üç eski dost ile daha okul yıllarında, mezun olmadan okuldan ayrılıp farklı meslek gruplarında hayata atılan ve okul arkadaşlarıyla anı tazelemek için Adana ve Gaziantep’ten katılan iki eski dost, duygulu anlar yaşanmasına sebep oldu.

Mezunların tanınmış simaları

Karikatürist ve Uluslararası Çizgi Roman Sanatçısı Özgün Uysal ile Türk Kızılayı Afet Eğitmeni Engin Korkmaz da, eşleriyle birlikte 1982 mezunları buluşmasına katılarak, sınıf arkadaşlarını yalnız bırakmadı.

Parola : “Seferihisar’da buluşalım.”

15 Mayıs’ta Güre’den güzel duygularla ayrılan 1982 mezunu Deniz Astsubayları, bir sonraki buluşmalarını İzmir-Seferihisar’da gerçekleştirmek için sözleşerek yurdun dört bir yanına, ikamet bölgelerine hareket etti.



1982 mezunu Deniz Astsubayları olarak 13 Mayıs 2011 tarihinde, geçen yıl kaybettiğimiz Emekli Tek.Kd.Bçvş. İsmail Özdemir'in Burhaniye Şahinler Köyü'nde ikamet eden annesini ve İsmail Özdemir'in mezarını ziyaret ettik. Bu video klip, merhum arkadaşımız İsmail Özdemir'in anısına ithaf edilmiştir. (Hazırlayan: Emekli Rad.Kd.Bçvş. Engin Korkmaz)

13 Mart 2011 Pazar

TÜKETİCİ HAKLARI KARİKATÜR SERGİSİ



TÜKETİCİ HAKLARI SERGİSİ BURSA MERİNOS ATATÜRK KONGRE VE KÜLTÜR MERKEZİ’NDE 15 MART SALI SAAT. 14 00 DE AÇILIYOR

Anadolu Karikatürcüler Derneği ve Bursa Barosu’nun birlikte düzenlediği 'Tüketici Hakları' konulu karikatür sergisi Bursa Atatürk Kongre ve Kültür Merkezinde 15 Mart salı günü saat 14 00 de açılacak.
Ayrıca Bursa ilk ve orta dereceli okullar arasında aynı konuda yapılan karikatür yarışmasının sergisi de açılacak. 50 şer eserin sergileneceği etkinlikte öğrencilerin ödülleri de dağıtılacak.
Anadolu Karikatürcüler Derneği (AKAD)’nin ilk basılı karma karikatür albümü de sergi gününe yetiştirilmeye çalışılacak.

Gölcük’de ikamet eden Karikatür ve Çizgi Roman Sanatçısı Özgün Uysal da üç eseri ile sergide ve albümde yer alıyor.


Sergi ve albümde eseri bulunan sanatçı üyeler;


AHMET ESMER
AHMET AYKANAT
AHMET ORHAN
ALİ BULCA
GÖKSEL TUY
CÜNEYT ŞENYAVAŞ
HALİT KURTULMUŞ
KEMAL AKKOÇ
KÜRŞAT ZAMAN
LÜTFÜ ÇAKIN
MEHMET ZEBER
MEHMET KAHRAMAN
MEHMET ORAL
MELTEM SÖNMEZ
METE AĞAOĞLU
OLGA GÜLER
ÖZGÜN UYSAL
RAŞİT ERTUNÇ
SALİH KÜTÜKÇÜ
SEVDAKAR ÇELİK
TURGUT DEMİR’dir.

17 Ocak 2011 Pazartesi

Çizgi Roman Sanatçıları Bursa’da toplandı



Uzun yıllarını çizgi roman sanatına adayan ressamlar 16 Ocak 2011 Pazar günü Bursa’da bir araya geldiler.

Kısa film yönetmeni ve çizgi roman tutkunu Onur Çetincengiz tarafından organize edilen toplantı, Bursa Cumhuriyet Caddesi’nde bulunan ÇİZMAN isimli sahafta gerçekleştirildi.

Toplantıya, Hürriyet Gazetesi’nden emekli olduktan sonra İzmir’den taşınıp Bursa’ya yerleşen, Uzay Kovboyu Borax, Alpago gibi serilere imza atan ressam Fikret Kol, 1981-1983 yılları arasında Bursa Kamera Dergisi’nin reklam çizerliğini ve karikatüristliğini yapan ve şu anda Kocaeli’nin Gölcük ilçesinde yaşayan ressam Özgün Uysal, son günlerde içerdiği sahneler nedeniyle gündemden düşmeyen “Genç Mustafa” isimli çizgi romanın yazarı Yalın Alpay ve çizeri Barış Keşoğlu İstanbul’dan, Bursa’da yaşayan fantastik B’ci kısa film yönetmeni Onur Çetincengiz, film görsel efektörü Orkun Karaburun , çizgi roman sitelerinin ve bloglarının yöneticileri ile çok sayıda çizgi roman okuru katıldı.

Sohbet ortamında geçen toplantıda çizgi roman severler, çizgi roman yazar ve çizerleriyle tanışma fırsatı bularak, yaşantıları ve çalışmaları hakkında bilgi aldılar.

Çok sayıda çizgi romanın sergilendiği ve satışının yapıldığı Çizman isimli sahafta, toplantıya katılanlar, Fikret Kol’un resimlediği Çanakkale Savaşları ve Kurtuluş Savaşı isimli çizgi romanı inceleme fırsatı buldular ve bir milletvekili tarafından mahkemeye verilen “Genç Mustafa” isimli çizgi romanın yazar ve çizeri olan Yalın Alpay ve Barış Keşoğlu ile eserin neden mahkemelik olduğu konusunda söyleşi yaptılar.

Günün sonunda Onur Çetincengiz’in yönettiği “Altın Çocuk Kilink’e Karşı” isimli fantastik kısa filmi izleyen katılımcılar, bir sonraki toplantıda yine bir araya gelmek üzere sözleşerek Bursa’dan ayrıldılar.

11 Ocak 2010 Pazartesi

Gramer hataları

Gramer; günümüzde nedense pek önemsenmeyen bir konudur. Bir çok gazete ve dergi de bu konuya dikkat etmeyerek yanlış anlaşılmalara neden olmaktadır. Çoğu dergi ve gazetede, yazılar dizildikten sonra, gramer bilen bir düzeltmen tarafından kontrol edilerek, gramer hataları düzeltilmektedir.

Ancak, karikatür ve çizgi romanlardaki yazılar, çizeri tarafından yazıldığı için, düzeltmen bunlara dokunamamakta ve yanlışlar o şekilde okuyucu karşısına çıkmaktadır. Tüm bu hataların giderilmesi yazarların, çizerlerin ve dizgicilerin gramer öğrenmeleriyle mümkün olacaktır.

Burada kısaca konuya değinerek birkaç örnek vermek istiyorum:

1. “Ki” bağlacı :

Dilimizde biçim benzerliği yüzünden çoğu kez birbirine karıştırılan ve aynı şey olduğu sanılan iki tane “ki” vardır.

a. Bunlardan biri, başlı başına kelime sayılan, Farsça’dan dilimize geçen “ki” dir. Cümleleri ve cümlecikleri birbirine bağlayıp, onlar arasında anlam ilgisi kuran bu “ki” bağlaç görevindedir; daima ayrı yazılır.

ÖRNEK : Bir makale okudum, ki çok uzun yazılara bedeldi.

b. Diğer “ki” ise, ek durumunda olan ilgi ekidir. Ünlü uyumuna bağlı değildir. Bu “ki” daima birleşik yazılır.

ÖRNEK : Bununki, onunki, yoldaki, halbuki....

2. Ayrı yazılan “da-de (dahi)” :

“Da-de” Türkçe’de bağlaç, ilgeç olarak kullanılır. Başlı başına kelime durumundadır. Daima ayrı yazılır. Çoğu zaman ismin “de hali” ile karıştırılır.

ÖRNEK : Görsem de inanmam. Ali de geldi.

3. “Mı” soru eki :

Bu ek, ünlü uyumuna girerek “mı, mi, mu, mü” biçimini alabilir. Soru eki daima ayrı yazılır.

ÖRNEK : Yazdın mı? Bunu biliyor muydunuz?

4. “^” inceltme işareti (şapka) :

Günlük konuşmalarımızda “^” inceltme işaretini (şapkayı) vurgulayarak kullanmamıza rağmen, nedense bu işareti yazı yazarken unuturuz. Bu da, aşağıdaki örneklerde de görüleceği gibi, çoğu zaman okuyucuda anlam karışıklıklarına yol açabilmektedir.

ÖRNEK :

a. Kârınızı benimle paylaşır mısınız? (Elde ettiğiniz üremi benimle paylaşır mısınız?)

b. Karınızı benimle paylaşır mısınız? (Eşinizi benimle paylaşır mısınız?)

c. Hâlâ burada mısın? (Şimdi bile burada mısın?)

‘ç. Hala burada mısın? (Hala (babanın kız kardeşi) burada mısın?)

5. “Sini-sine/sını-sına müteakip”:

En çok yapılan hatalardan birisi de “sını müteakip” yerine “sına müteakip” tabirinin kullanılmasıdır. Müteakip kelimesinin eş anlamlısı takiben kelimesidir.

ÖRNEK :

a. Cenaze namazına müteakip (Cenaze namazına takiben) (yanlış)

b. Cenaze namazını müteakip (Cenaze namazını takiben) (doğru)

c. Teşriflerine müteakip (Teşriflerine takiben) (yanlış)

‘ç. Teşriflerini müteakip (Teşriflerini takiben) (doğru).

6. “,” virgül işareti :

Büyük bir hata da, virgül işaretini yanlış yere koymaktan ileri gelmektedir. Yanlış yere konulan virgül işareti de cümlelerin anlamını değiştirmektedir.

ÖRNEK :

a. Adam ol, baban gibi eşek olma. (Baban eşekti, sen ona benzeme, adam ol)

b. Adam ol baban gibi, eşek olma. (Baban adamdı, sen de onun gibi ol, eşek olma).

Yazmanız da, konuşmanız gibi düzgün olsun. Sağlıcakla kalın.

Ön Koltuk

13 Ağustos 2004 tarihinde, görev yaptığım Ankara’dan, evimin bulunduğu İzmit'e dönmek üzere Asya Tur'a ait yazıhaneden bir bilet aldım. Şansıma, ön sıralarda yer varmış; 2 numaralı bileti verdiler.
Akşam üzeri saat 20.00'de Ankara'dan İzmit'e hareket ettik. Yanımdaki 1 numaralı koltukta oturan 26-27 yaşlarındaki gençle sohbet etmeye başladım. Ulaş adındaki bu genç Ankara'ya nişanlısını ziyarete gelmiş, Kocaeli'nin Körfez ilçesinde ikamet ediyormuş. Gölcük'de bulunan Ford Otosan'ın boya bölümünde çalıştığını söyledi ama aslında elektronikçiymiş. Bir meslek yüksek okulunun elektronik bölümü mezunu olduğunu söyledi
Bir süre sohbet ettikten sonra söz döndü dolaştı, uzun yolda bir otobüsün ön koltuklarında seyahat etmenin ne kadar güzel olduğuna geldi. Evet, insan gözleri hiç yorulmadan ön koltukta etrafını seyrederek hoşça bir yolculuk yapabiliyordu.

- "Söz ön koltukta yolculuk etmekten açılmışken size annemin teyzesi ile ilgili bir anı anlatayım" dedi Ulaş.

- "Sizi dinliyorum" dedim

- "Annemin yaşlı bir teyzesi var, otobüslerde ön koltukta seyahat etmeyi çok seviyor. Daha doğrusu arka koltuklarda yolculuk yaparsa midesi bulanıyor, kusacak gibi oluyor. Bu yüzden de mutlaka ön koltukta boş yer varsa bilet alıyor. Neyse, bir gün annemin teyzesi gerçekleştireceği bir yolculuk için bir firmaya ait otobüsün en ön koltuğuna, 1 numaraya ait bir bilet almış. Otobüs perona girince de gitmiş otobüse yerine (!) oturmuş.
Otobüsün hareket saati geldiğinde orta yaşlı bir bey gelmiş ve teyzeye "hanımefendi, lütfen kalkar mısınız, o koltuk bana ait" demiş. Önce şaşıran teyze hırsla adama "ne münasebet" demiş. "Ben bu koltuğun parasını verdim, biletim de cebimde; hiçbir güç beni bu koltuktan kaldıramaz" demiş. Bunun üzerine adam "sür o zaman otobüsü de gidelim" demiş. İyice şaşıran teyze "Aaaa, delinin zoruna bak; ben şoför müyüm" demiş. Gülmeye başlayan adam "şoför değilsen benim koltuğumda ne işin var teyze?" deyince iyice şaşıran bizim koca teyze şaşkınlıkla bir sağına, bir soluna, bir de önüne bakmış ki ne görsün; önünde kocaman bir direksiyon ve bir sürü düğmeler.
Meğer bizim teyze aceleyle otobüse bindiğinde 1 numaralı koltuk diye şoförün sürücü koltuğuna oturmamış mı? Bir anda kıpkırmızı olan koca teyzem özürler dileyerek sürücü koltuğundan kalkmış ve koltuğun bir arkasında bulunan 1 numaralı koltuğuna oturmuş. Otobüs mola verdiğinde inen yolcular birbirlerine teyzemi göstererek gülüyorlarmış.

Ulaş'la birlikte gülüştük. Hoş bir anıydı ama herhalde benim başıma böyle bir olay gelseydi yerin dibine batardım. Teyzesinin yapacağı yolculuklarda daha dikkatli olması dileğiyle hoşçakalın

Pişmiş Kelle

1985-1991 yılları arasında Çanakkale’de görev yaptım. İşyerime bağlı telsiz istasyonunda nöbetçi olduğum bir gün, ana binayı arayarak, görevli olan arkadaştan, “istasyona öğle yemeği getirecek araçla, bana PİŞMİŞ KELLE mizah dergisi (*) aldırarak yollamasını” rica ettim. Gazete bayii aracın güzergahı üzerindeydi. Görevli “Tamam ağabey, ben şoföre parasını verir, almasını tembihlerim” dedi.

Yemek saati gelmesine rağmen bizim yemek aracı gelmemişti. Çok sonra araç, buz gibi olmuş yemeklerle geldiğinde şoföre “neden bu kadar geciktiğini” sordum.

-“Efendim” dedi, “Çanakkale merkezindeki bütün lokantaları ve sakatatçıları dolaştım, hiç birisinde pişmiş kelle yoktu; bulduğum kelleler de daha yeni temizlenmiş, pişirilmemişti.”

-“Eeee?”

-“Ben de çiğ olduğu için yemeyeceğinizden ve burada da pişirme imkanınız olmadığından dolayı almadım. Şehir merkezine indiğim için de geciktim.”

-“???????”

Bir anda dumura uğramıştım. Acaba görevli, şoföre “Pişmiş Kelle” almasını tembihlerken “mizah dergisi” bölümünü mü atlamıştı, yoksa şoförümüz söyleneni yarım kulakla dinleyip bu bölümü algılayamamış mıydı? Ama zihnini pişmiş kelle sakatatına odakladığından, yapmış olduğu açıklama da çok mantıksaldı. Gerçekten de nöbet tuttuğumuz istasyonda mutfak imkanları mevcut olmadığından, yemekler ana birimden pişirilmiş olarak gönderiliyordu.

Bu anlatma / anlama hatası yüzünden aracımızın güzergah değiştirerek gecikmesine mi, personelimize yedireceğimizin yemeklerin bu nedenle soğumasına mı, yoksa şehir merkezinde bulsaydı şoförümüzün satın alarak getireceği pişmiş kelleyi yemek zorunda kalacağıma mı yanayım bir türlü karar verememiştim. Bu olay, her hatırlayışımda beni tebessüm ettiren hoş bir anıdır.

Bir sonraki yazımda buluşmak üzere hoşçakalın.

NOT (*) : Pişmiş Kelle Dergisi, 80’li ve 90’lı yıllarda Milliyet Gazetesi tarafından haftalık olarak yayımlanan bir mizah dergisiydi.

Burak Oktay'ın karikatür sergisi Bursa'daydı


Burak Oktay'ın ilki Kocaeli'de gerçekleşen "4 Yanlış 1 Doğruyu..." adlı karikatür sergisi, Anadolu Karikatürcüler Derneği'nin desteğiyle Bursa'da izleyicilerle buluştu. Öğrencilerin sınav, test, dershane, üniversite ve meslek kaygılarıyla; duvarların arasında gençliklerini ne denli yıprattıklarını mizahi bir dille anlatan genç karikatürist Burak Oktay, başından geçen ve öğrencilerinin anlattığı sıkıntıları mizahi dille izleyiciye aktarmaya çalıştığını belirtti.


Birbirinden başarılı 45 karikatürün yer aldığı sergi açılışında konuşan Nilüfer Belediye Başkanı Mustafa Bozbey, genç karikatürist Burak Oktay’ı çizimlerinden dolayı kutlayarak, “Toplumun bu denli yetenekli gençlere ve tüm gençlerimizi yakından ilgilendiren üniversite sınavlarını mizahi yoldan eleştiren yorumlara da ihtiyacı var” diye konuştu.


Genç karikatürist Burak Oktay’ın “4 Yanlış 1 Doğruyu…” konulu karikatür sergisi 21 Ocak’a kadar Bursa Konak Kültürevi’nde izlenime açık kalacak.

6 Ocak 2010 Çarşamba

Zincirin eksik halkası ve strateji


Zincirin eksik halkası ve strateji

Toplam Kalite Yönetimi (TKY) konusunda radikal bir yatırım yapmak isteyen iş yerleri, mutlaka ve mutlaka iç müşterilerini (çalışanlarını) motive etmeli, yönetime onların da fikirlerini dahil etmeli ve küçük ödüllendirmelerle (örneğin, arkadaşlarının yanında, başarısından dolayı onu överek veya küçük bir ikramiyeyle taltif ederek) motive etmelidir.

Büyük masraflara girilerek iç müşterilere verilen TKY eğitimlerinden sonra, tamamen dış müşterilere odaklanarak, iç müşteriler sistem dışına itildiği taktirde, elinizde bulunan kalite zincirinin bir baklası eksilecek, bunu onarmaya çalıştığınız taktirde, kopan baklanın yerine yeni bir bakla ekleneceği yerde, iki bakla birbirine iple bağlanarak, geçici bir önlem alınmasına neden olacaktır. Bu, eşittir; kalitenin düşmesi ve dış müşterinin memnuniyetinin sona ermesiyle sonuçlanacaktır. TeKaYe=Hikaye olmasını istemiyorsanız, aman dikkat!

Strateji nedir?

Toplam Kalite Yönetimi konusunda çalışma yapmak isteyen kurumlar ve iş yerleri, öncelikle kendilerine uygun bir strateji belirlemeli ve bu konunun uzmanı olan stratejistlere danışarak, çalışanlarına verecekleri eğitimleri, strateji uzmanının koordinesinde gerçekleştirmelidirler.

28 yıllık değerli dostum, strateji uzmanı sayın Haluk Ünaldı’nın, KOBİ EFOR Dergisi’nin Kasım 2002 sayısında yer alan bir yazısına göre strateji, “başarılı olanı taklit etmek değil, farklı olanı yaratmaktır.” Yani strateji, bir planlama süreci değil, yaratma sürecidir.

Bakınız Ünaldı strateji konusunda daha neler söylüyor ve neler öneriyor:

“Strateji, geleceğe dönük öngörüler yapmak değil, sağlıklı öngörüler doğrultusunda geleceği yönlendirebilmektir.

Strateji, değişime kolaylıkla adapte olabilecek beceriyi geliştirmek değil, değişime liderlik etmektir.

Strateji, bir yarışta en başarılı olmak üzere performansı arttıracak teknikleri geliştirmek değil, kolaylıkla birinci olunabilecek yarışı seçmektir.

Strateji, becerilerimize bağlı olarak girebileceğimiz en iyi üniversiteyi seçmek değil, vizyonumuza uygun üniversiteye girebilmemizi sağlayacak beceriyi geliştirebilmektir.

Strateji, sevdiğimizin bize sadık kalması için yöntemler bulabilmek değil, aynı yöntemleri bizim için bulmak üzere onun, gece gündüz düşünmesini sağlayacak ortamı yaratmaktır.

Strateji, rakip baskısı altında kalındığında, bu baskıdan kurtulacak teknikleri geliştirmek değil, rakibin üzerinde sürekli olarak baskı kurabilecek yöntemleri bulmaktır.

Strateji, bir şirketin kriz ortamında hayatta kalmasını sağlayacak şartları bulmak değil, aynı kriz ortamında rakipler yok olurken, kârını ikiye katlayabilecek yöntemi bulmaktır.

Strateji çok yoğun bir rekabet ortamında, rakiplerden daha başarılı olacak pazarlama yöntemlerini bulmak değil, hiç rekabetin olmadığı bir pazar bulmaktır.

Strateji, Türkiye’nin turizm gelirlerini % 5-10 arttırmak değil, hiç ülke dışına çıkmamış ve çıkmayı da düşünmeyen yabancıları Türkiye’ye getirebilecek ortamı hazırlamaktır.

Strateji, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne on sene sonra nasıl girebileceği konusunda fikir üretmek değil, Avrupa Birliği’nin temsilcilerinin Türkiye’yi birliğe katılmaya ikna etmek üzere, Ankara’da karargâh kurmalarını sağlayabilecek yöntemi bulmaktır.

Strateji, her ne olursa olsun, farklı bir şeyler yaratmak değil, vizyonumuz, misyonumuz ve ilkelerle uyumlu olarak, seçilmiş değerlerimize sadık kalmak üzere başarılı olmaktır.”

Ve, sayın Ünaldı bu konudaki düşüncelerini, “Unutulmamalıdır ki hayat, elimizde hangi kartlar olduğu değil, elimizdeki kartları nasıl oynadığımızdır” diye sonlandırıyor.

Kişisel ve kurumsal gelişime ihtiyacı olanlar, strateji uzmanı Haluk Ünaldı’ya, http://www.paradigmam.com/ veya mailto:halukunaldı@kobi-efor.com.tr elektronik posta adresinden ulaşabilirler.

Sağlıcakla kalın.

4 Ocak 2010 Pazartesi

"4 Yanlış 1 Doğruyu..." 8 Ocak'ta Bursa'da


Gölcüklü Karikatürist Burak OKTAY'ın "4 Yanlış 1 Doğruyu..." adlı karikatür sergisi bu kez de Bursa'da izleyicilerle buluşacak... Öğrencilerin sınav, test, dershane, üniversite ve meslek gibi duvarların arasında gençliklerini ne denli yıprattıklarını mizahi bir dille içeren sergiye, bilhassa öğreciler, veliler, öğretmenler ve tabi ki tüm karikatür sevenler davetli. 08 Ocak 2010 Cuma günü açılışı yapılacak olan sergi 21 Ocak'a kadar ziyaret edilebilecek. Serginin kendi şehirlerinde de açılmasını talep eden kurum ve kuruluşlar aşağıdaki irtibat bilgileriyle taleplerini bildirebilirler.


Açılış : 08 Ocak 2010 Cuma

Yer : Konak Kültür Merkezi - (Konak mah. Yakut Sk. No:2 Konak-Nilüfer-BURSA)

Süre : 08 Ocak- 21 Ocak 2010

İrtibat Bilgileri : Burak OKTAY E-posta: burakoktay2@hotmail.com

Tel: 0224 452 45 00

Karikatürist Şengöz'ü Kocaeli Büyükşehir Belediyesi çıkartmamış


İzmit Sabancı Kültür Merkezi'nde Fikret Mualla Resim Atölyesi'ni işleten karikatür sanatçısı Muhammet Şengöz'ü buradan Kocaeli Büyükşehir Belediyesi çıkartmamış. Bizim Kocaeli Gazetesi'nde Cemalettin Öztürk imzasıyla yer alan habere göre, İl Kültür Müdürlüğü'ne bağlı olan bu atölyeyi Şengöz kendi isteği ile terk etmiş. Basında yer alan diğer haberler ise spekülasyonmuş. Gazete küpurunda Kocaeli İl Kültür Müdürü Adnan Zamburkan'ın konuyla ilgili açıklaması da net bir şekilde okunabiliyor.


Kocaeli Büyükşehir Belediyesi'nin her zaman sanata ve sanatçıya destek olması dileğiyle, Şengöz'e de başarılar diliyorum.

31 Aralık 2009 Perşembe

Açılım mı, imtiyaz mı?

Açılım mı, imtiyaz mı?


İnsanların ana-babasını ve etnik kökenini tercih etme şansı olmadığı gibi, dünyaya gelip gelmemeyi tercih etme şansları da yoktur. Bir kadın ve erkek evlenir, neslin devamı ve aile bütünlüğünü tamamlamak için çocuk sahibi olmayı tercih ederler. Yani her yeni doğan çocuğun dünyaya gelip gelmeme tercihi ana-babaya aittir. Her doğan çocuk da toplamda 46 olmak üzere, anasından aldığı 23 XX ve babasından aldığı 23 XY kromozomlarıyla, kendisinden önce yaşamış bütün atalarının genetik özelliklerini taşır. Buluğa erdikten sonraki tercihleri, siyasi düşüncesi, eş ve iş tercihi gibi aklınıza gelebilecek bütün tercihler artık kendisine aittir.

Türkiye Cumhuriyeti’nde; Türk milleti ile birlikte Kürt, Çerkez, Laz, Gürcü, Musevi, Ermeni, Rum gibi farklı etnik kökenlere sahip insanlar yaşamakta ve bu insanların oluşturduğu topluma “Türk halkı” denmektedir. Bu devletin sınırları içinde yaşayan tüm insanlar, etnik kökenleri ne olursa olsun eşit haklara sahiptir. Kişi, yeterli eğitim ve diğer aranılan şartları taşıyorsa, Türkiye Cumhuriyeti içinde memur, asker, polis, hakim, savcı, milletvekili ... v.b. her şey olabilir. Kanunlar hiç kimseye “Senin etnik kökenin şu, bundan dolayı sen şu mesleği olamazsın” demez. Nitekim geçmişte olduğu gibi günümüzde de bunun canlı örnekleri vardır. Çevrenize bir bakın, iş arkadaşlarınıza, meclise v.b. yerlere, oralarda her türlü etnik gruptan insan görebilirsiniz.

Şimdiye kadar hiçbir zaman arkadaşlarımı, komşularımı, dostlarımı “Acaba etnik kökeni ne?” diye sorgulamadım; sorgulama ihtiyacı da hissetmedim. Sait Faik’in dediği gibi, hep çevreme “Bir insanı sevmekle başlar her şey!” diye baktım.

Aylardan beri bir türlü ne olduğu açıklanmayan “açılım”ın ne olduğunu başkaları gibi ben de merak ediyorum. Bu açılım; anayasada resmi dili “Türkçe” olarak tanımlanmış, doğuda, güneydoğuda yaşayan sadece Kürt kökenli Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına ana dillerinde yani “Kürtçe” okuma-yazma hakkı verilmesi midir? Bu, sanki eşit haklara sahip olan bir etnik gruba, diğer etnik gruplardan farklı olarak bir imtiyaz, bir ayrıcalık verilmesi hissi yaratmıyor mu sizlerde de?

İki yıl önce tanıştığım, Fransa’da Renault firmasında çalışan Fransız Leon, bu yıl da Türk eşinin ailesini ziyaret için Türkiye’ye gelmişti; konuyu onunla da konuşup bilgi alış verişinde bulundum. Fransa’da da farklı etnik kökenler mevcutmuş. “Fransa’nın ana dili Fransızca’dır” dedi. “Ancak; her farklı etnik grup, isterse İngilizce, İtalyanca yabancı dil eğitimi alıyormuş gibi, kendi etnik kökenine sahip dil eğitimini de, okuduğu okulda seçmeli ders olarak” alabiliyormuş. Bu hak, Fransa’da yaşayan ve Fransız vatandaşı olan tüm farklı etnik gruplara tanınmış.

Avrupa Birliği’ne girebilmek için harıl harıl çalıştığımız şu günlerde, Türkiye’de mevcut çok renkli etnik farklılıkların hepsine değil de, sadece Kürt kökenli vatandaşlara ana dilinde eğitim hakkı verilecek olmasını, hele hele gerek Osmanlı İmparatorluğu döneminde, gerekse Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulması safhasında verdiğimiz Kurtuluş Savaşı’nda, Anadolu’yu işgal eden düşman kuvvetlerine karşı omuz omuza savaşmış, bir devlet, bir millet olmayı kabul etmiş, birbirlerinden kız alıp vermelerle iyice kaynaşarak, akraba olmuş bu toplumda, sadece ve sadece bir tek etnik grubun, kendisini bu devletin hayat damarlarından kopartmaya çalışmasını ve kendilerini farklı görmelerini bir türlü anlayabilmiş değilim.

Anlayabilen varsa, lütfen bana da anlatsın.

30 Aralık 2009 Çarşamba

Öksüz Park

Öksüz (!) Park

Değirmendere’de, Hacı Halit Erkut ve Harmantarla Caddelerinin kesiştiği noktada bir çocuk parkı mevcut. Ben bu parka “öksüz park” diyorum. Neden mi?

Atatürk Mahallesi’nde inşa edilen Alkan Sitesi tarafından yürürlükteki İmar ve Belediye Kanunu gereğince belediyeye bırakılan bu arsa üzerinde, 29 Mart 2009 yerel seçimleri öncesinde, Gölcük Belediyesi tarafından apar topar bir çocuk parkı inşa edildi. Zira, seçimden sonra Değirmendere Belediyesi kapanarak işlevini yitirecek, bölgemize de bundan böyle Gölcük Belediyesi bakacaktı.

Sağolsun, seçim öncesi Gölcük Belediye Başkanımız Sayın Mehmet Ellibeş bu arsa üzerine iki salıncak, bir kaydırak, bir mini kamelya ve üç adet bank koydurarak, Atatürk Mahallesi’ndeki çocuklarımızı az da olsa mutlu etti.

Parkın peyzaj çalışmaları devam ederken araya 29 Mart 2009 yerel seçimleri girdi. Gölcük Belediye Başkanı Sayın Ellibeş, mensubu olduğu partiden bir kez daha Gölcük Belediye Başkanı adayı olarak seçimden galip çıktı ancak Değirmendere’nin Atatürk Mahallesi sakinlerine verilen sözler de unutuldu gitti.

Söz konusu çocuk parkında, geleceğimizin teminatı olan çocuklarımızın elenmiş, ince kumla doldurulan oyun alanında, evinde köpek besleyen bazı duyarsız vatandaşlar köpeklerinin tuvalet ihtiyacını gidermekte, tepesinde azıcık güneş gören yaşlı başlı bayanlar da, bu kumlara ayaklarını gömerek romatizmalarını tedavi etmeye çalışmaktadırlar. Böyle sağlıksız bir ortamda oynayan çocuklarımız ise, potansiyel hastalık riski taşımaktadırlar.

Keza, söz konusu park, aynı zamanda Uğur Mumcu İlköğretim Okulu’nun güzergahı üzerinde kalmakta, parkta oynayan veya kısa bir mola veren çocuklar, okula gitmek veya okuldan evlerine dönmek için Harmantarla Caddesi’nden karşıya geçmek zorunda kalmaktadırlar. Cadde üzerine mecburi hız 30 km. trafik işaret levhası konmuş olmasına rağmen, duyarsız sürücüler tarafından bu caddede, hız limitlerinin çok üzerinde motorlu taşıt sürülmekte, bu cadde adeta yarış pisti gibi kullanılmaktadır. Bir çok çocuk bu nedenle ezilme ve yaralanma tehlikesi geçirmiştir. Bu nedenle cadde üzerine acilen hız kesici yapay kasis monte edilerek, araç sürücüleri hızlarını azaltmaya zorlanmalıdırlar.

Konuyla ilgili olarak Gölcük Belediye Başkanımız Sayın Mehmet Ellibeş’e elektronik posta ile yaptığım başvuruya, başkan tarafından olumlu yanıt verilmiş, “ilgililere gerekli talimatın verildiğini, kendisinin de konunun yakından takipçisi olacağını” belirtmesine rağmen, aradan geçen uzun süre zarfında herhangi bir gelişme olmayınca, konuyu bir kez de Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Çözüm Masası’na iletmiştim. Başvurumu inceleyen Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, UKOME Trafik Dairesi’nden iki görevli göndererek benimle birlikte parkın konumunu ve çocukların okul güzergahını inceleyip, başvurumu haklı ve yerinde görerek, konuyu komisyona götüreceklerini söylediler. Bilahare; Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nce, komisyon onayını müteakip hız kesici yapay kasislerin Fen İşleri Dairesi tarafından Harmantarla Caddesi üzerine monte edileceğini yazılı olarak tarafıma bildirildi. Evcil hayvanlar ve sokak hayvanları tarafından dışkı yapılması nedeniyle, çocuklar için potansiyel hastalık tehlikesi arz eden, oyun aletlerinin zeminindeki kumların, kondisyon aletlerinin zeminindeki gibi çim görünümlü yumuşak plastik kaplama malzeme ile değiştirilmesi işi ile, henüz isim verilmemiş olan çocuk parkına isim tabelası konulması işi ise Kocaeli Büyükşehir Belediye tarafından Gölcük Belediyesi’ne havale edildi.

Halihazırda Değirmendere Atatürk Mahallesi sakinleri, öksüz park diye adlandırdıkları çocuk parkının bir an önce peyzajının yapılarak, isim tabelasının montesini, hastalık yayan zemin kumunun bir an önce değiştirilmesini ve kazalara davetiye çıkaran cadde üzerine hız kesici yapay kasis monte edilmesini dört gözle bekliyorlar. Ve beklerken de diyorlar ki, “Seçilmişler, sadece kendisine oy atanların değil, atmayanların da başkanıdır; her kese ve her kesime eşit hizmet vermek durumundadırlar.”

Benden hatırlatması...

Olur böyle vakalar...

Olur böyle vakalar...


Bugün sizlere gerçekten yaşanmış dört polisiye olay anlatacağım. İlk iki olay yaygın basında yer aldı; isimleri bende saklı son iki olay ise bölgemizde meydana geldi.

Saçlarındaki kepek sorunu nedeniyle sürekli hep aynı marka kepek önleyici şampuanı kullanan bir komiserimiz, bir süre sonra saçlarında tekrar ve aşırı kepeklenme başlayınca içine bir kurt düşer; kullandığı şampuanın kimyasal analizini yaptırdığında, içeriğinin şampuanla bir ilgisi olmadığını tespit ettirir. Bunun üzerine ürünü aldığı satıcıdan toptancının adres ve kimlik bilgilerini alarak takibe başlar. Sonuçta; merdiven altı tabir edilen izbe bir bodrum katında sahte şampuan üreterek haksız kazanç sağlayan bir çeteyi çökertir.

İkinci olayda ise; deniz kenarında kepçeyle deniz anası yakalayan bir kişi, oradan geçmekte olan sivil giyimli bir polis memurunun dikkatini çeker. Kim olduğunu açıklamadan onunla konuşmaya başlar ve bu kadar çok deniz anasını ne yapacağını sorar. Birilerinin deniz analarına balıktan bile daha yüksek ücret verdiğini, bu nedenle deniz anası topladığını ve bu deniz analarını o şahıslara satacağı yanıtını alır. Adamın yanından uzaklaşan polis memuru, uzaktan takibe başlar. Bolca deniz anası toplayan şahıs, işi bitip de sahilden uzaklaşırken, polis memurumuz da fark ettirmeden bu şahsın peşine düşer. Sonuçta; gene merdiven altı tabir edilen bir bodrum katında, bu deniz analarını ürettikleri kaşar peynirlerinin içine katan ve hem halkın sağlığıyla oynayan hem de haksız kazanç elde eden bir çete daha çökertilir.

Üçüncü olayda; eski bürokratlarımızdan birisinin aracına Yalova’da bir araç çarpar ve alkollü olan sürücüsü kaçar. Çarpma sonucu bürokratımıza ait aracın arka tekerleklerinden birisi deforme olur. Bürokratımızın yanına bir araçla 30’lu yaşlarda iki genç gelir. Yardım teklif ederler; araçtaki eşyaları kendi araçlarına taşırlar, yağmur altında, yamulan lastiği düzeltirler, üstleri başları çamur olur. Bürokratımızın aracını yakınlardaki bir lastikçiye götürerek lastiğin değiştirilmesini sağlarlar. Emekli bürokratımız bu yardımsever gençlerin yaptığı iyiliğin altında kalmak istemediği için onlara emeklerinin karşılığını ödemek ister. İşte o zaman gençler Yalova Emniyeti Asayiş Büro’da görevli Polis Memuru olduklarını açıklarlar ve “Biz zor durumda gördüğümüz bir vatandaşımıza yardım ederek, görevimizi yaptık” derler. Tteşekkür eden bürokratımızın, memurların gösterdikleri bu duyarlılık karşısında gözleri yaşarmıştır. Bu arada mutlu haber de gelir, araca çarpıp kaçan alkollü sürücü de Gölcük’de yakalanmıştır. Gerisi artık teferruattır.

Dördüncü olayda ise; İzmit’in tanınmış iş adamlarından birisinin oğlu Trafik Şube’ye çağırılarak spor aracının aşırı hız yapmaktan bağlanacağı, yani trafikten men edileceği tebliğ edilir. Oysa araç, hız yaptığı söylenen tarih ve saatte, kaporta ve boya işi için sanayidedir; hem de yaklaşık bir haftadan beri. İtiraz edip hız yapan aracın kendi araçları olmadığını, araçlarının boya ve kaporta işi için sanayide olması nedeniyle bunun zaten mümkün olamayacağını, mutlaka bir karışıklık olmuş olabileceğini belirtseler de bir türlü dertlerini anlatamazlar. Geçen üzücü ve sıkıntılı saatler sonunda, gerçekten de aşırı hız yapan spor aracın, bu iş adamımızın oğluna ait olmadığı, bu araca benzeyen bir başka araçla karıştırıldığı ortaya çıkar. İş adamımız ve ailesinden yapılan hata için özür de dilenmez. Onlar da üzüldükleriyle kalırlar.

Evet, burası Türkiye. Kimin, nasıl, nerede, ne şekilde ilginç bir polisiye olayla karşılaşabileceği hiç belli olmaz. Kimi olay ilk üç örnekteki gibi toplumumuzun yüzünü güldürür, kimi olay ise son örnekte olduğu gibi bireyleri üzebilir.

Hani derler ya; “Allah ne hastaneye düşürsün, ne de hastaneleri başımızdan eksik etsin.” İşte öyle yani. Anladınız siz şimdi benim ne demek istediğimi.

DENİZ ASTSUBAY OKULLARI ÖĞRENCİLERİ, 43 YILDAN BERİ BENİM TASARIMIM OLAN ŞAPKA KOKARTINI KULLANMAKTALAR

Tüm kuvvetlere ait askeri öğrencilerin şapka kokartlarında Türkiye Cumhuriyeti'ni temsil eden  ve yukarı doğru baktığı için bağımsız bir...