Fantastik Türk Sineması etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Fantastik Türk Sineması etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Haziran 2008 Salı

Neden Çizgi Roman?

1969 yılında, ilköğretim müfettişi olan babamın görevi nedeniyle Yozgat’ta oturuyorduk. Babam, o zamanlar kendisine sürekli Akbaba mizah dergisi, ağabeyim ile bana da Ceylan dergisi alırdı. O tarihte henüz ilkokula gitmediğim için bu dergilerin içindeki karikatür ve çizgi romanları büyük bir hayranlıkla inceler, ilkokul 2 nci sınıfa giden ağabeyime bu çizimlerin konuşma balonlarını bana da okuması için yalvarırdım. Robot Ali, Sihirli Göz ve ismini hatırlayamadığım daha bir çok çizgi roman karakteri ile ilk kez bu dönemde tanışmıştım.

1970 yılında Yozgat’ın Sorgun ilçesine taşındık. Babam artık bizlere Doğan Kardeş dergisi de getirmeye başlamıştı. Uçan Adam adıyla yayınlanan Superman ve Tarzan ile de bu dergi sayesinde tanışmış oldum. Aynı yıl ilkokula başladığım için çizgi romanları kendim okumaya başlamıştım ve bu sayede okuma alışkanlığım da hızla gelişiyordu. Aynı yıl komşu çocuklarının sayesinde, büyük boy olarak yayımlanan Batman, Red Kit, Tom Miks, Teksas ve Teks dergileri ile tanıştım. Red Kit dergisinin içinde iki ayrı bölüm halinde Kızılmaske ve Sihirbazlar Kralı Mandrake de yayınlanıyordu. Sonraki yıllarda konunun içine dalınca bazı çizgi romanların orijinal adı ile yayınlanmadığını, yayımcı firmanın bulduğu farklı isimlerle yayınlandığını öğrendim. Örneğin; Tom Miks sessiz sinema döneminde western filmleri çeviren çok ünlü bir aktördü ve Tom Miks çizgi romanının orijinal adı Capitano Mickey (Küçük Yüzbaşı), Red Kit’in orijinal adı Lucky Luke (Şanslı Luke), Kızılmaske’nin ise The Phantom, The Walking Ghost (Fantom, Yürüyen Hayalet) idi.

Gene 70’li yıllarda bir sakız firması da, satın aldığınız ciklet ile birlikte küçük boyda basılmış Tarkan dergileri veriyordu. Okuduğum bu çizgi romanlar ile kendimi bir anda büyülü bir dünyada bulmuştum. Hatta western çizgi romanları bizi öylesine etkilemişti ki, yaz tatillerinde köye gittiğimizde eşeğe binmek için ağabeyim ile yarışır olmuştuk (bu arada ağabeyimin ısrarla binmeye çalıştığı sıpadan düşüşünü de hiç unutamam). Bindiğimiz eşek at, eşeği koşturduğumuz ova çöl, ağabeyim ile ben de birer kovboy olurduk.

İşte, çizgi roman çizme hevesim de ilkokula başladığım bu dönemde başladı. Sezgin BURAK’ın çizdiği Tarkan’ı kopyalayarak o küçücük yaşımda çizgi roman çizmeye çalışıyordum. Aynı yıl Cumhuriyet gazetesinde tanıştığım Garth isimli çizgi roman ile de, o zamanlar adını koyamadığım bilim-kurgu türüne de bir ilgim olduğunu hissetmiştim.

1970-1975 yılları arasında sayısız çizgi roman okudum ve yukarıda bahsettiğim çizgi roman kahramanları dışında Karaoğlan, Pekos Bill, Kit Taylor, Kinowa, Kaan, Kara Murat, Tolga, Tom Braks, Tom Billy, Zembla, Jungla, Demir Adam, Vampirella, Hulk, Örümcek Adam, Kaptan Amerika, Gordon, Yüzbaşı Volkan, Kaptan Venüs... gibi bir çok çizgi roman kahramanı ile tanıştım.

1975-1978 yılları arasında (ki ortaokul öğrencisiydim) karikatür ve amatörce çizgi romanlar çizmeye başlamıştım. Ortaokulu bitirdiğim 1978 yılının yaz aylarında, nükleer bir savaş sonrasında dünyada sağ kalan insanların yaşam mücadelesini anlattığım “Tarihten Gelen Adam” isimli 10 sayfalık bilim-kurgu tarzında kısa bir çizgi roman çizmiştim. O tarihte Bandırma’daydım ve İstanbul’da, Günaydın gazetesinin matbaasında çalışan amcamı ziyaret için İstanbul’a gittiğimde, Hürriyet gazetesine de uğrayarak “Gerçek Hayat Hikayeleri” serisini çizen Faruk GEÇ’i ziyaret ettim. Faruk GEÇ, “çizgiler ve konu çok güzel, ancak senin yaşın da çok küçük, bunları sen çizmiş olamazsın” dedi. Kendisine, hemen onun yanında çizim yaparak bunları benim çizdiğimi ispatlayabileceğimi söyledim ama kabul ettiremedim. Bunun üzerine Milliyet Çocuk dergisine giderek çizmiş olduğum çizgi romanı yayınlatmak istediğimi söyledim. Aldığım yanıt, üç aşağı, beş yukarı aynıydı ve derginin kadrolu çizerleri olduğu, yurtdışından satın alınan çizgi romanlar da dahil, hepsinin sayfalarının planlı olduğu, bu yüzden çizgi romanımı yayınlayamayacaklarını söylediler. Ancak ilk karikatürüm o yıl Milliyet Çocuk dergisinde yayımlandığı için bu derginin aradan çok uzun yıllar geçmesine rağmen kalbimde ayrı bir yeri vardır.

Aynı yıl, İstanbul’da kazandığım ve üç yıl boyunca okuyacağım Deniz Astsubay Hazırlama Okulu’na kaydımı yaptırdık. Artık İstanbul’da olmam benim için bir avantajdı. Her hafta sonu gazeteleri ve dergileri dolaşıyor çizdiğim karikatürleri götürüyordum. Bu arada çizgi roman olayına ara vermiş, karikatür üzerinde yoğunlaşmıştım. Mutlaka her hafta sonu, kadrosunda Müjdat GEZEN, Semih BALCIOĞLU, Zeki BEYNER, Cafer ZORLU, Mahmut KARATOPRAK, Ercan TURGUT gibi isimlerin çalıştığı ÇİVİ mizah gazetesine uğrardım. (1992 yılında Gölcük’de ikamet eden karikatürist Yaşar TOSUN ile tanıştığımda, kendisinden onun da ÇİVİ mizah gazetesinde o dönemde çizerlik yaptığını öğrendim; ancak aradan çok uzun bir zaman geçtiği için kendisini gazeteden hatırlayamamıştım.)

1978 yılında, cep harçlığımdan biriktirdiğim para ile Bandırma’da “Arkadaş” isimli, bilim-kurgu ağırlıklı bir dergi bastırdım. Kapağını da kendim çizmiştim. Şu anda elimde bir sayı bile kalmamasına üzülüyorum. 1980 yılında da gene aynı hızla “Bandırma’nın Sesi” dergisini bastırdım. Büyük emeklerle hazırladığım her iki derginin ömürleri tek sayılık olmasına rağmen, “Bandırma’nın Sesi” dergisinden elimde bir sayı kalması bile beni mutlu etmeye yetiyor diyebilirim. Unutmadan, “Bandırma’nın Sesi” dergisinin arka kapağında da Kızılmaske (The Phantom)’nin kısa bir macerasını yayınlamıştım.

1978 yılında tanıştığım X-BİLİNMEYEN bilim-kurgu dergisi ile kendimi bir anda bilim-kurgunun o muhteşem dünyasında bulmuştum. 1980’li yılların başında yayınlanmaya başlayan ve UFO’lar ile dünya dışı hayat normları hakkında konular içeren “Planet, Evrende Zeki Hayat” dergisi, tekrar çizgi roman (özellikle de bilim-kurgu türü) çizmeye başlamama neden oldu. O sıralarda Ankara’da görev yapıyordum ve İstanbul ile yaptığım yazışmalar sonucu derginin yöneticisi Sayın Selman GERÇEKSEVER konuya olumlu yaklaştı ve Planet dergisinde kısa çizgi romanlarım ile karikatürlerim yayınlanmaya başladı. Bu arada dergiye rapor edilen Türkiye sınırları içindeki fotoğraflanma imkanı bulunamamış olan UFO gözlemlerini de resimliyordum.

Aynı yıllarda, Yüzbaşı Volkan ve Kaptan Venüs’ü çizen Ali RECAN’ın yönettiği ALFA Yayınları ve AR Çizgi Roman Kulübü’nün yayınladığı Marvel Comics’in çizgi roman kahramanlarının Türkiye’yi sardığı bir dönemde karikatürlerim ve çizgi romanlarım bu dergi grupları içinde yayınlanmaya başlamıştı. ÇİVİ mizah gazetesinde çalışmalarım konusunda beni sürekli destekleyen Mahmut KARATOPRAK’tan sonra Ali RECAN da çizgi roman ve karikatür çizimleri konusunda beni sürekli desteklemeye devam etmiştir; öyleki eski cumhurbaşkanlarımızdan rahmetli Turgut ÖZAL’ın basın danışmanlığını yaparken bile o kadar yoğun çalışmaları arasında bu ilgi ve desteğini vermeye devam etmiştir.

1981-1983 yılları arasında aylık olarak Bursa’da yayımlanan “Kamera” dergisi de benim için ayrı bir dönüm noktası olmuştur. Dergi yayın hayatına son verinceye kadar burada da karikatür, çizgi roman ve reklam grafikleri çizmeye devam ettim. Ancak, derginin 1983 yılında yayın hayatına son vermesi ile birlikte benim için çizgi roman çalışmalarımda tekrar bir sayfa daha kapanmış oluyordu.

1985-1991 yılları arasında Çanakkale’deydim. Burada bulunan günlük gazetelerde de karikatür ve çizgi roman çalışmalarımı devam ettirdim. 1984 yılında “Planet Evrende Zeki Hayat” dergisinde iki sayfa halinde yayınlanan, konusu 30 ncu yüzyılda geçen Albert EINSTEIN’in izafiyet teorisinden yola çıkarak çizdiğim bilim-kurgu tarzındaki “Kaptan Mirza” isimli çizgi romanımı bu dönemde genişleterek üç ayrı macera halinde çizdim ve bu çizgi romanım da günlük olarak Çanakkale gazeteleri ile Alfa yayınlarında yayımlandı. Mirza, eski Türklerde bir soyluluk ve asalet ünvanı olduğu için çizgi romanıma bu ismi vermiştim.

2004 yılında emekli olduktan sonra ise, bir SAT komandosunun maceralarının anlatıldığı “Donanma Kaplanı : Başçavuş YILDIRIM” karakterini yaratarak hem senaryosunu yazdım hem de çizgi roman şeklinde çizmeye başladım. Bu çizgi romanım da bazı günlük gazetelerde ve Avustralya'da YENİ VATAN Gazetesi'nde yayımlanmıştır. 


Neden çizgi roman derseniz, bugün yurtdışındaki üniversitelerde ayrı bir ders olarak okutulan ve bir kürsüsü bulunan 9 ncu sanat çizgi romanın insanı dinlendirdiğine, okuma zevki aşıladığına ve okuma işlevine görsel bir zevk ve zenginlik kattığına, ayrıca sinema sektörünü kurtarıcı bir konu kaynağı olduğuna inanıyorum.

Bu arada, Yeşilçam’a ilham kaynağı olmuş ve başrollerinde 1960’lı yılların jönü İrfan ATASOY’un oynadığı yerli Batman/Superman karışımı Şazem, Kızılmaske, Uçan Adam Killing’e Karşı, Killing İstanbul’da gibi döneminin kısıtlı imkanlarıyla ve sinema tekniği ile çevrilen ve çocukluğumda zevkle izlediğim çizgi romanların fantastik sinema versiyonlarının, günümüz teknolojisi ile yeni versiyonlarının neden çekilmediğini de merak ediyorum. Elin oğlu, nefis görsel efektli çizgi roman filmleri çekerken, Yeşilçam’ın çevirdiği bir “Tarkan” filminde, bozkırda at koşturan Tarkan’ın arkasında gökyüzünden geçen bir uçak gördüğünüzde, ya da 1953 yapımı “İstanbul’un Fethi” filmini izlerken Fatih Sultan Mehmet’i canlandıran Sami AYANOĞLU’nun bileğinde bir kol saati gördüğünüzde inanın ki dumura uğruyorsunuz. 1979 yılında başrolünü Bandırmalı hemşehrim Aytekin AKKAYA’nın oynadığı yerli “Kaptan Amerika” filmini seyretmiştim. Görsel hata yakalamanız hemen hemen yok gibiyken, bir anda kostümlü süper kahraman olarak bildiğiniz Örümcek Adam’ı, Kaptan Amerika’nın karşısında düşmanı olarak kötü bir rolde gördüğünüzde bu filmde de hayal kırıklığına uğramaktan kurtulamıyorsunuz.

Yeri gelmişken, Türkler tarafından sinemaya uyarlanan çizgi romanlara ve başrollerinde oynayan sanatçılara hatırladığım kadarıyla burada biraz zaman ayırayım.

Kaptan Swing (Commandante Mark) Salih GÜNEY

Tom Miks (Capitano Mickey) Lami ATEŞ

Zagor Cihangir GAFFARİ

Zagor Levent ÇAKIR

Zagor, Kara Bela Levent ÇAKIR

Tolga İrfan ATASOY

Kaptan Amerika (Captain America) Aytekin AKKAYA (3 Dev Adam)

Karaoğlan Kuzey Vargın
Karaoğlan Kartal TİBET

Karaoğlan Kaan URGANCIOĞLU

Tarkan Kartal Tibet
Tark_Han Tanju KOREL


Cici Can Göksel ARSOY

Kızılmaske (The Phantom) İrfan ATASOY
Kızılmaske (The Phantom) İsmet ERTEN
Kızılmaske (The Phantom) Levent ÇAKIR
Badman, Yarasa Adam (Batman) Levent ÇAKIR

Kilink İstanbul’da İrfan ATASOY

Maskeli Şeytan İrfan ATASOY

Kilink Uçan Adam'a Karşı İrfan ATASOY

Kinowa Hüseyin ZAN

Zorro Tamer YİĞİT

Tarzan Yavuz SELEKMAN

Şaşkın Dedektif Killing’e Karşı Sadri ALIŞIK, Murat SOYDAN

Red Kit (Lucky Luke) Sadri ALIŞIK

Red Kit (Lucky Luke) İzzet GÜNAY

Kara Kartal/Kara Şahin/Kara Atmaca İzzet GÜNAY

Üç Süpermenler Cüneyt ARKIN

Malkoçoğlu Cüneyt ARKIN

Malkoçoğlu Kurt Bey Serdar GÖKHAN

Kara Pençe Serdar GÖKHAN

Binbaşı Tayfun (Captain America) Nihat ZİYALAN

9 ncu sanat çizgi romanın, tıpkı Avrupa ve Amerika’da olduğu gibi bir gün Türkiye’de de gerçek tahtına oturacağı inancı ile, Türkiye’de bu konuya gönül vermiş insanlara AR Çizgi Roman Koleksiyon Ansiklopedisi’ni kazandıran merhum Ali RECAN ve Darkwood Sakinleri çizgi roman kültürü dergisini yayımlayan Hakan ALPİN’e teşekkürlerimi sunarım.

En güzel günler sizlerin olsun.

23 Mayıs 2008 Cuma

YEŞİLÇAM’IN EFSANE JÖNÜ: “İRFAN ATASOY”





İlk kez 1970 yılında izlemiştim Uçan Adam Shazam'ı. Aktör İrfan ATASOY'un canlandırdığı, Killing (NOT-1) karakterinin baş düşmanı, kötülerin korkulu rüyası, iyilerin dostu, kostümlü, pelerinli ve maskeli bir kahramandı Uçan Adam. İrfan ATASOY, profesörün oğlu Orhan iken, o sihirli kelimeyi, yani SHAZAM’ı söylediğinde ortalığı bir duman kaplıyor, bir anda Uçan Adam oluveriyordu. Daha sonra çizgi romanlardan hatırlayacağınız Kızılmaske Phantom rolünde izledim İrfan ATASOY'u. Beyaz perdenin siyah beyaz olduğu, renkli filmlerin tek tük oynadığı bir dönemdi o yıllar. Yılmaz GÜNEY, Yılmaz KÖKSAL, Ayhan IŞIK gibi birden bire İrfan ATASOY da Türk Sineması'nın sayılı oyuncuları arasına girivermiş, çevirdiği fantastik filmler ile sinema izleyicilerinin gönüllerinde ayrı bir yer edinmişti kendisine. Üstelik sadece oyunculukla kalmamış, senaristlik, yönetmenlik, yapımcılık, sinema işletmeciliği gibi bir çok marifeti de on parmağına sığdırmayı başarmış nadir insanlardan birisiydi.

Karikatür, çizgi roman ve fantastik sinema diye adlandırdığımız çizgi romanların sinema uyarlamalarına yer verdiğim www.ozgunuysal.com.tr.tc internet adresimde mevcut Kültür ve Sanat sitemde , artık Fantastik Türk Sineması için bir kült haline gelmiş olan İrfan ATASOY’a yer vermek için kolları sıvadım ve internette yaptığım araştırmalar sonucunda kendisine ulaşarak buluşmak üzere sözleştim.


Aşağıda okuyacağınız röportaj, İrfan ATASOY’un sahibi olduğu Beyoğlu/İSTANBUL’da bulunan İRFAN FİLM ŞİRKETİ’nde gerçekleştirilmiştir.

Yeşilçam’la senarist olarak tanıştım

ÖZGÜN UYSAL : Sayın ATASOY, bize biraz kendinizden ve sinemaya nasıl başladığınızdan bahseder misiniz?

İRFAN ATASOY : Ben, 1937 yılında Adana’da doğdum. Askere gitmeden önce Adana’da bir film şirketinde kartoncu olarak çalışıyordum. Öyle aklımda ileride izleyicilerin hayran olacağı bir aktör falan olmak yoktu.Yılmaz da (Yılmaz GÜNEY’i kastediyor) bir başka film şirketinde depocu olarak çalışıyordu. Kendisiyle olan dostluğumuzun başlaması da o dönemlere rastlar. Askere gittiğimde, birliğime bir film makinesi almışlar; kimse de kullanmasını bilmiyor. Anlayan var mı diye sorduklarında ben film makinesinden anladığımı söyledim. Artık birliğimdeki makinenin ve sinemanın sorumlusu olmuştum. Bir gün film makinesi arıza yapınca, “senin tanıdığın vardır, makineyi İstanbul’a götür de bir baktır” dediler. Görevli olarak İstanbul’a gittiğimde, daha önceden Adana’da çalışırken tanıdığım İstanbullu sinemacıların yanına gittim. Film makinesi onarılırken ben de o tanıdıklarımın yanında vakit geçiriyordum.

ÖZGÜN UYSAL : Yanlış hatırlamıyorsam, ilk senaryonuzu da bu dönemde yazmışsınız.

İRFAN ATASOY : Evet, doğrudur. Tanıdıkların şirketinde vakit geçirirken içeriye bir yönetmen ile senarist girmişti. Yönetmen, senaryoyu istediği gibi yazmadığı için senaristle tartışıyordu. Bir süre atıştılar, sonra senarist oradan ayrıldı. Yönetmene, “ağabey, istersen ben sana senaryo yazabilirim” dedim. O da hayretle “Sen senaryo mu yazıyorsun?” dedi. Adana’da bir film şirketinde çalıştığımı, şimdiye kadar hiç senaryo yazmadığımı ama bana bir daktilo ile yeteri kadar kağıt getirirse yazabileceğimi söyledim. Yönetmen, üşenmedi gitti bir daktilo ile bir sürü kağıt getirdi. Ondan sonra da senaryoyu ne şekilde istediğini tarif etti. Daktilonun başına oturdum, sabaha kadar yazdım. Ertesi gün şirkete uğrayıp senaryonun nasıl gittiğini sordu. Bitirdiğimi söyleyince hayretini gizleyemedi. Yazdığım senaryoyu alıp evine götürdü; eşiyle birlikte okuyup incelemişler. Çok duygusal bir senaryoydu. Bir süre sonra geldi ve emeğime karşılık bana yüklü bir para verdi. Bir süre sonra senaryo yazdığımı duyan diğer yönetmenler de bana gelmeye başladılar. Böylece senaristlikle gerçek anlamda Yeşilçam’a girmiş oldum.
Yılmaz Güney’le birlikte oynadığım “İnce Cumali” benim ilk filmimdir.

ÖZGÜN UYSAL : Ben sizi Killing serisi filmlerle tanıdım, daha sonra da Kızılmaske isimli filminizi izlemiştim. Sizi Türk Sineması’nda belli bir yere getiren gerçekten de bu Killing serisi filmler midir? Oyunculuğa da bu Killing serisi filmlerle mi başladınız?

İRFAN ATASOY : Askerden döndükten sonra İstanbul’a geldim ve yazdığım senaryolardan kazandığım parayla Beyoğlu’nda Atlas Sinemalarının işletmeciliğine ortak oldum. O dönemde Yılmaz GÜNEY de Adana’dan kopmuş, İstanbul’a gelmişti. Artık tanınan bir aktördü. Bu arada ben de İRFAN FİLM şirketini kurmuştum. 1967 yılıydı. Bir gün Yılmaz GÜNEY bana “İrfan, seninle birlikte memleketimiz olan Adana’da bir film çevirelim” diye teklifte bulununca uygun bir senaryo bulup oyuncuları da toparladıktan sonra hep birlikte Adana’ya giderek çekimlere başladık. Ben de ilk oyunculuk deneyimimi yaşayacaktım. Yılmaz GÜNEY’in yanında yardımcı oyuncuydum ve Cafer isminde bir karakteri canlandırıyordum. Filmin ismini de, Adana’nın o dönemlerde çok namlı olan bir kabadayısının ismi olan İNCE CUMALİ yaptık. Yılmaz, İnce Cumali’yi canlandırmıştı. Film çok iş yaptı. 1968 yılında Antalya Film Festivali’nde dört tane Altın Portakal ödülü aldı.

ÖZGÜN UYSAL : Killing serisi filmler de 1967 yapımı olduğu için ben hep sizi bu filmlerle sinemaya geçiş yaptınız diye düşünüyordum.

İRFAN ATASOY : Yok, yok. İnce Cumali’yle beyazperdeye adım attım. Aynı yıl iki tane de Killing filmi çevirdik; bu filmlerde canlandırdığım Uçan Adam karakteriyle sinemada yıldızım birdenbire parlayıverdi. Bunu inkar edemem.

Yeşilçam’da Kilink (Killing) furyasını başlatan Yılmaz Atadeniz’dir

ÖZGÜN UYSAL : (İlerleyen zaman içinde Sayın İrfan ATASOY’la birbirimize ısınıyoruz, aramızdaki resmiyet kalkıyor, ben ona “İrfan Ağabey” diye, o da bana “Özgün” diye hitap etmeye başlıyor) Peki İrfan Ağabey, bu Killing projesi nereden çıktı, bu bilgiyi de benimle paylaşır mısınız?

İRFAN ATASOY : Tabii paylaşırım. İnce Cumali filminin yapımcılığını da üstlenmiştim. En İyi Film Altın Portakalı’nı aldıktan sonra yönetmenler de ismen beni tanımaya başlamışlardı. Yönetmen Yılmaz ATADENİZ, gençliğinde çok çizgi roman okumuş, fantastik filmler izlemiş. Farklı konulara değinmek için kendisine ilham aradığı bir sırada iskelet kostümlü bir İtalyan fotoromanı olan Killing gözüne takılmış. Bir de gençliğinde izlediği Şazem Dev Adam (NOT-2) diye bir film varmış. Ben bu iki kahramanı birleştirir bir film yaparım, iyi de iş yapar diye düşünmüş. Ben, İnce Cumali ile ısındığım oyunculuğa devam etmek istiyordum, ATADENİZ de yönetmenliğin yanı sıra yapımcı da olmak istiyordu. Kendisine gerekli mali desteği verdikten sonra filmin başrolünü bana verdi. Yıldırım GENCER, film süresince yüzü hiç gözükmeyen iskelet kostümlü Killing karakterini, ben de başrol oyuncusu olarak Uçan Adam Shazam’ı canlandırdım. Yılmaz ATADENİZ, İtalyanlara telif ücreti ödememek için Killing’in adını Kilink olarak değiştirmişti. Fantastik filmler o dönemlerde çok tutuyordu, beni bir anda Türk sinemasında yıldızlaştırdı. Daha sonra diğer oyuncular da fantastik filmlere yönelince, bu sefer avantür filmlere yöneldim.

ÖZGÜN UYSAL : Killing İstanbul'da, kökeni yüzyılın başlarındaki Fransız edebiyatının mihenk taşlarından Fantoma serisine dayanan kostümlü ve maskeli anti kahraman türü ile farklı bir geleneği temsil eden ilginç bir çalışmaydı. Gerek Killing İstanbul'da, gerekse Killing Uçan Adam'a Karşı adlı film muazzam bir gişe başarısı elde edip Yeşilçam'da yoğun bir Killing furyası yaşanmasına neden olmuşlar.Ancak, unutulmuş filmlerin iz sürücülerinin bütün çabalarına karşın Killing filmlerinin önemli bir bölümü ne yazık ki bugün hala kayıp film statüsünde. Sinemaseverler, günümüzde Fanatik Video serisinden Killing İstanbul'dayı bulup izleyebilirler ancak Killing Uçan Adam'a karşı adlı filmi herhangi bir şekilde izleme olanağından hala yoksunlar. Bu filmden baki kalan yalnızca bir poster ve birkaç fotoğraf. Bir de benim hafızamda kalan, filmin sonunda Uçan Adam Shazem'in (yani sizin), Killing'i (Yıldırım GENCER’i) bir caminin minaresinden aşağıya atarak öldürmesidir. Peki, kayıp olan bu Killing Uçan Adam’a Karşı adlı filmin bir kopyası yönetmen Yılmaz ATADENİZ’de yok mudur? (NOT-3)
İRFAN ATASOY : Maalesef, onda da yok. Ancak internette filmin DVD formatında A.B.D.’de ve Avrupa’da olduğunu gördüm. Bir şekilde temin edip Türkiye’ye de getireceğiz. Bu konuda fantastik Türk filmi sevenlerden çok büyük talep var. (Sohbetimize İrfan ATASOY’un kendisiyle aynı ismi taşıyan ve 1998-1999 yıllarında Gölcük Orduevleri Müdürlüğü’nde askerlik hizmetini yapan oğlu İrfan ATASOY da katılıyor).

Yeşilçam’da Kızılmaske rolünü 1967’de ilk ben canlandırdım

ÖZGÜN UYSAL : İrfan Ağabey, sizin bir de Kızılmaske maceranız var, onu da anlatır mısınız?

İRFAN ATASOY : Tabii ki, niye olmasın. 60’lı yıllarda fantastik filmler çok tutulunca, yönetmen Çetin İNANÇ çizgi roman kahramanı Kızılmaske’nin filmini çekmek istedi. Ben de uzun boylu ve akrobatik olduğum için başrol oyuncusu olarak beni tercih etmiş. Ee, bir de Uçan Adam olarak ünlendim ya, Kızılmaske olarak beni tercih etmesinde onun da etkisi var yani.

ÖZGÜN UYSAL : Kızılmaske filmi ile ilgili olarak ilginç bir anınız var mı?

İRFAN ATASOY : Olmaz mı? Onu da anlatayım. Kızılmaske filminin çekimi esnasında benim, yani Kızılmaske’nin hareket halindeki bir trenin vagonları üzerine atlaması gerekiyor. Tren hareket etti, ben de atlamak için pozisyon aldım. Etrafta da bir sürü seyirci var. Tren tam altıma geldi ama ben “atlayışımı ayarlayamayıp vagonların arasına düşersem” diye endişelendim ve atlamaktan son anda vazgeçtim. Buna rağmen seyirciler beni müthiş alkışladılar. Kameraman “İrfan ağabey, niye atlamadın, boşu boşuna filmi yaktık” diye seslendi. Endişemi anlayan yönetmen Çetin İNANÇ “Sen koskoca İrfan ATASOY’sun, korkmana gerek yok, atla” dedi. Vagonları tekrar geri çekip sahneyi baştan aldılar. Vagonlar tam altıma geldiğinde gözümü karartıp bir atladım, vagonlardan birisinin üzerine indim. Ancak bu sefer de ağırlığımdan vagonun tavanı çöktü ve yarı belime kadar vagonun içine gömüldüm. (Birlikte gülüşüyoruz, çaylarımızı yudumluyoruz)

Fantastik Türk filmlerinin aranılan oyuncusu olmuştum

ÖZGÜN UYSAL : Fantastik filmleriniz Casuskıran ve Tolga ile devam etti, ondan sonra da avantür filmlere yöneldiniz. 1978 yılında da birdenbire oyunculuğu bırakıverdiniz. Bunun bir nedeni var mıydı? Bu arada kaç filme imza attınız? Bu bilgileri de öğrenebilir miyim?

İRFAN ATASOY : Ülkemizde çok iş yapan çizgi roman uyarlaması Amerikan fantastik filmlerinin yerli versiyonlarını çeviriyorduk. Tom TYLER’in oynadığı Kaptan Marvel’i (Şazem Dev Adam) Uçan Adam olarak, Spy Smasher’i (Casuskıran) de Casus Kıran/7 Canlı Adam adıyla canlandırdım. Yeşilçam’da Karaoğlan, Tarkan gibi tarihi fantastik filmlerin furyası başlayınca kendi şirketim adına bir TARKAN filmi çekmeye karar verdim. Kartal TİBET de, o dönemlerde KARAOĞLAN ve TARKAN filmlerinin aranılan oyuncusu olmuştu. Kartal’ı bu filmde oynaması için aradım ama artık aktörlüğü bıraktığını ve bir yönetmenin yanında asistanlığa başladığını söyleyince filmin adını TOLGA olarak değiştirip bu karakteri de beyazperdede ben canlandırdım. Yani Tarkan filmine niyet ettik ama ortaya Tolga çıktı. Avantür film furyası bittikten sonra da tamamen sosyal içerikli filmlere yöneldim. Yılmaz GÜNEY ile bir çok ortak çalışmamız oldu.

1978 yılında oyunculuğu bırakmamın nedenine gelince, 41 yaşıma gelmiştim ve yüzüm eskimeden oyunculuğu bırakmak istedim. Sinemaseverlerin beni filmlerdeki yüzümle hatırlamalarını istiyordum. En son “Rezil” isminde bir film çektim ve beyazperdeye veda ettim. Bugüne kadar 45 filmde oyuncu olarak, 3 filmde yönetmen ve oyuncu olarak, 28 filmde yapımcı ve oyuncu olarak, 16 filmde de senarist ve oyuncu olarak yer aldım. 1978 yılında sinemaya ara vererek tamamen yurtdışından film ithalatına yöneldim. Sinemadan kopmadım; işletmeci olarak hep Yeşilçam’dayım.

ÖZGÜN UYSAL : İrfan Ağabey, beyazperdeye veda etmişsiniz ama gene de sinemadan kopamamışsınız. İrfan Film Şirketi olarak yurtdışından film ithal ediyorsunuz ama bir yandan da sinema işletmeciliği yapıyorsunuz.

İRFAN ATASOY : Evet, bu konuda haklısın. Sinema camiasının içinde olmak beni mutlu ediyor. 60’lı yıllarda işletmeciliğine ortak olduğum Atlas Sinemalarını aldım, şu anda hem sahibi hem de işletmecisiyim. Ayrıca, Bakırköy’de Chaplin Sinemalarının ve Kadıköy’deki Broadway Sinemalarının da işletmeciliğini yapıyorum.

ÖZGÜN UYSAL : 2005 yılında, Adana 12 nci Altın Koza Film, Kültür ve Sanat Festivali’nde “YAŞAM BOYU ONUR ÖDÜLÜ” aldınız. Bu konuda neler söyleyeceksiniz?

İRFAN ATASOY : Türk seyircisi kendisine sinemada belirli mesajlar veren sanatçıları unutmuyor, böyle ödüllerle onurlandırıyor. Festival kapsamında bir arabanın içinde kortej geçişi yaparken Adanalılar “İrfan ATASOY!” diye hararetle beni alkışlarlarken, kızlarımın “babacığım, senin kızın olduğumuz için gurur duyuyoruz” demeleri benim için en büyük ödül olmuştur.

ÖZGÜN UYSAL : İrfan Ağabey, ben size sağlık ve mutluluk dolu günler diliyorum; Türk sinemaseverler sizi asla unutmayacaklardır. Ben buna bütün kalbimle inanıyorum, siz de inanın.

Tam dört saat süren röportajın ardından ATASOY’un kızları Zeynep ve Elif, oğlu İrfan ile vedalaşıyorum. İRFAN FİLM’in bürosundan çıkıp İrfan ATASOY ile birlikte ATLAS Sinemalarına doğru sohbet ede ede ilerliyoruz. İstiklal Caddesi’nin paralelinde, Gazeteci Erol Dernek Sokağı’ndayız. Tesadüf bu ya, yolda İrfan ATASOY’un bir çok fantastik filme birlikte imza attıkları yönetmen Yılmaz ATADENİZ ile karşılaşıyoruz, bir süre ATADENİZ ile ATASOY sohbet ediyorlar, ben sessizce onları dinliyorum. Sanki bir şeyler söylesem büyü bozulacak, Yeşilçam’ın bu iki dev adamı bir rüya gibi ortadan kaybolacaklar gibi geliyor bana. Bir süre sonra iyi günler dileyerek ATADENİZ’in yanından ayrılıyoruz.

İzmit’e dönüş

ATLAS Sinemalarını da gezdikten sonra İrfan ATASOY ile birlikte İstiklal Caddesinin kalabalığında Taksim’e doğru konuşa konuşa yürüyoruz. Nezaket göstererek Taksim’e kadar beni uğurlamaya geliyor.
Taksim’de sarılıp vedalaşıyoruz, gözlerimiz doluyor.

-“İstanbul’a geldiğin zaman mutlaka tekrar bana uğra, gelmezsen darılırım” diyor.

Türk Sineması’nın kalbinden, hüzünlü bir şekilde ayrılıyorum ve birkaç saat sonra İzmit’e doğru hareket ediyorum.
İRFAN ATASOY’UN OYUNCU OLARAK FİLMLERİ (45 FİLM) :

İnce Cumali (1967), Killing İstanbul'da (1967), Şark Yıldızı (1967), Killing Uçan Adam'a Karşı (1967), Casus Kıran (1968), Kızıl Maske (1968), Bin Defa Ölürüm (1969), Çifte Tabancalı Kabadayı (1969), Maskeli Şeytan (1970), Casus Kıran / Yedi Canlı Adam (1970), Belanın Kralı (1971), Her Kurşuna Bir Ölü (1971), Jilet Kazım (1971), Azrail (1971), Azrail Peşimizde (1971), Beş Hergele (1971, Cehenneme Hoşgeldin (1971), Kara Cellat (1971), Kanlı Öç (1972), Ölmek Var Dönmek Yok (1972), Savulun Geliyorum (1972), Üçkağıtçılar (1972), Kara Bela (1972), Şehmuz (1972), Darağacı (1972), Acı Kader (1972), Adanalı Kardeşler (1972), Casus Avcıları (1972), Dağlar Kralı (1972), İblis (1972), Ölür Müsün Öldürür Müsün (1972), Ölüm Peşimizde (1972),Son Durak Ölüm (1972), Susuz Yaz (1973), Kara Osman (1973), Zalim (1973), Topal (1973), Anasının Gözü (1974), Quei Paracul... Pi Di Jolando E Margherito (1975), Gördüğün Yerde Vur (1975), Tolga (1975) , Hamal (1976), Erkeğim (1977), Rezil 1978.

YÖNETMEN OLARAK FİLMLERİ (3 FİLM) :

Üçkağıtçılar (1972), Sütü Bozuk (1976), Erkeğim (1977)

YAPIMCI OLARAK FİLMLERİ (28 FİLM) :

İnce Cumali (1967), Balatlı Arif (1969), Çirkin Kral Affetmez (1967), Kan Su Gibi Akacak (1969), Çifte Tabancalı Kabadayı (1969), Bin Defa Ölürüm (1969), Kendi Düşen Ağlamaz (1969), Casus Kıran / Yedi Canlı Adam (1970), Canlı Hedef (1970), Çifte Yürekli (1970), Kanımın Son Damlasına Kadar (1970), Piyade Osman (1970), Yedi Belalılar (1970), Yarın Son Gündür (1971), Belanın Kralı (1971), Beş Hergele (1971),Kara Cellat (1971), Kurşun Memed (1971),İblis (1972), Susuz Yaz (1973), Topal (1973), Anasının Gözü (1974), Yankesici (1974), Tolga (1975), Hamal (1976), Sütü Bozuk (1976), Erkeğim (1977), Rezil (1978),

SENARYOLARINI YAZDIĞI FİLMLER (16 FİLM) :

Kan Su Gibi Akacak (1969), Kendi Düşen Ağlamaz (1969), Kara Bela (1972), Casus Avcıları (1972), Darağacı (1972), Ölüm Peşimizde (1972), Son Durak Ölüm (1972), Üçkağıtçılar (1972), Topal (1973), Zalim (1973), Anasının Gözü (1974), Dört Hergele (1974), Yankesici (1974), Hamal (1976), Mikrop (1976), Rezil (1978)
NOTLAR :

NOT-1 : 1964 yılında İtalya'da çizgi roman kahramanı olarak KRİMİNAL adı ile yaratılan iskelet kostümlü süper caninin ismi, fotoromana dönüştürüldükten sonra KILLING olarak değiştirilmiştir. KRİMİNAL ve KRİMİNAL II adı ile iki kez İtalyan-İspanyol ortak yapımı olarak beyazperdede canlandırılan KILLING, Fransa'da SATANIK, Amerika'da ise SADISTIK adıyla tanınmaktadır.

NOT-2 : "Marvel Comics" firması tarafından yaratılan ve daha sonra "DC Comics" firmasına geçen çizgi roman karakteri Kaptan Marvel, ilk kez 1941 yılında Tom TYLER tarafından beyazperdede canlandırıldı. Kaptan Marvel, "SHAZAM" kelimesini söyleyerek kendisine verilen insanüstü güçlere kavuşuyordu. 1950 yılında Yüksel Film (Adana) tarafından ithal edilen "Kaptan Marvel'in Maceraları" isimli film ülkemizde "Şazem Dev Adam" adı ile gösterime girmişti. SHAZAM kelimesi SOLOMON (Kral Süleyman), HERCULES (Herkül), ATLAS, ZEUS, ACHILLES (Komutan Aşil) ve MERCURY kelimelerinin baş harflerinden oluşuyordu. KAPTAN MARVEL Kral Süleyman'dan "BİLGELİK", Herkül'den "GÜÇ", Atlas'dan "DAYANMA GÜCÜ", Zeus'dan "YETENEK", Aşil'den "CESARET" ve "MERTLİK", Merkür'den ise "HIZ" özelliklerini almıştı. Bu karakter Türkiye'de 1967 yılında aktör İrfan ATASOY tarafından beyazperdeye taşındı. Her ne kadar Yönetmen Yılmaz ATADENİZ biraz Kaptan Marvel, biraz Batman, biraz da Superman kostümlerinin karışımından oluşan bir kıyafet tercih etse de THE POWER OF SHAZAM'ın (Şazem'in Gücünün) ortaya çıkardığı özel kostümlü UÇAN ADAM SHAZAM karakteri, hem değerli aktör İrfan ATASOY'u Türk sinemasına kazandırdı, hem de Türk sinema tarihinde hiçbir zaman unutulmayacak bir konuma oturttu.

NOT-3 : Ne mutlu ki bana, “Kilink Uçan Adam’a karşı” adlı kayıp filmin izini sonunda “YOU TUBE” adlı sitede bulabildim. Kısa bir fragman olsa bile, fantastik Türk filmleri tutkunlarını mutlu etmeye yetiyor. Filmin orijinali Yunanlı ONAR Film Şirketi’ndeymiş. Şirket 2006’nın sonunda bu filmi Türkiye’de de DVD formatında piyasaya sürdü.

18 Şubat 2008 Pazartesi

Kilink ve Uçan Adam karakterleri bu kez de çizgilerde hayat buldu


60’lı yılların sonunda Yeşilçam’da bir döneme damgasını vuran “Kilink” ve “Uçan Adam” karakterleri, çizgi roman literatüründe ülkemizin sayılı çizgi roman ressamları arasında gösterilen, Kocaeli/Değirmendere’de ikamet eden Balıkesirli çizgi roman ressamı ve gazeteci Özgün Uysal’ın çizgileriyle yeniden hayat buldu.Yeşilçam’ın unutulmaz yönetmenlerinden Yılmaz Atadeniz, kökeni Fransız Fantoma serisine dayanan İtalyan menşeili foto roman karakteri, anti-kahraman Killing’i 1967 yılında “Kilink İstanbul’da” ve “Kilink Uçan Adam’a Karşı” adlı birbirinin devamı niteliğinde iki film halinde beyaz perdeye taşımış, her iki filmde de yüzü hiç gözükmeyen Kilink karakterini Yıldırım Gencer, ona karşı duran, Batman-Superman karışımı kostümüyle Uçan Adam karakterini ise İrfan Atasoy canlandırmıştı. Her iki filmin yakaladığı hasılat rekorunun ve ünün peşine düşen diğer yönetmenler de, peşi sıra bir çok Kilink filmi (Şaşkın Hafiye Kilink’e karşı, Klink Soy ve Öldür, Kolsuz Kahraman Kilink’e karşı v.s.) çekmişti.Kilink serisi ilk filmlerde canlandırdığı Uçan Adam karakteriyle Türk Sineması’nda kariyerini yerine oturtan İrfan Atasoy’la 2005 yılında bir röportaj gerçekleştiren, fantastik Türk filmleri araştırmacısı, Çizgi Roman Ressamı ve Gazeteci Özgün Uysal, “Kilink Uçan Adam’a Karşı-2, Efsane Geri Döndü” isimli çizgi romanı hakkında şunları söyledi:“1970 yılında izlediğim Kilink İstanbul’da, Kilink Uçan Adam’a Karşı ve Klink Soy ve Öldür isimli filmler ve daha sonrasında okuduğum Kilink serisi foto romanlar çocukluk ve gençlik dönemimde beni etkilemişti. Özellikle Yılmaz Atadeniz’in çektiği Kilink İstanbul’da ve Kilink Uçan Adam’a Karşı adlı filmlerin fantastik Türk Sineması içinde ayrı bir yeri var. Zira, İtalya’da Killing, Fransa’da Satanik ve Amerika’da Sadistik adıyla tanınan foto roman karakteri, anti kahraman Kilink, ilk kez Türkiye’de Yılmaz Atadeniz tarafından beyaz perdeye taşınmış, sevgilisi Dana’nın yerine Suzi getirilmiş ve karşısına da Batman-Superman karışımı bir kahraman olan Uçan Adam çıkartılmıştır. Shazam (şazem) diyerek Uçan Adam’a dönüşen karakter ise Marvel Comics firması tarafından yayımlanan Kaptan Marvel isimli başka bir çizgi roman kahramanına aittir. Aslında bu filmlere İtalyan foto roman kahramanı ile Amerikan çizgi roman kahramanının Türkleştirilmiş versiyonları da diyebiliriz.Serinin ikinci filmi olan Kilink Uçan Adam’a Karşı adlı film, Kilink’in Uçan Adam tarafından bir minarenin üzerinden aşağıya atılmasıyla son buluyor bulmasına ama, izleyicide sanki film tam olarak son bulmamış da devamı varmış hissi yaratıyor. Bu nedenle serinin devamı olarak çizdiğim Kilink Uçan Adama Karşı-2, Efsane Geri Döndü isimli çizgi romanımı, filmin yayınlandığı 1967 yılından 30 yıl sonra geçecek şekilde çizdim. Bu arada sizlere küçük bir de ipucu vereyim; çizdiğim serideki Kilink ve Uçan Adam karakterleri, filmdeki karakterlerin çocukları. Malum, aradan geçen 30 yılda kahramanlar da ihtiyarlıyor.”Gölcük ve Karamürsel bölgelerini kapsayan Karşıyaka Gazetesi’nde yayınlanmaya başlanan “Kilink Uçan Adam’a Karşı-2, Efsane Geri Döndü” isimli çizgi roman serisi, Balıkesir, Çanakkale ve Avustralya’da da yayınlanacak.

DENİZ ASTSUBAY OKULLARI ÖĞRENCİLERİ, 43 YILDAN BERİ BENİM TASARIMIM OLAN ŞAPKA KOKARTINI KULLANMAKTALAR

Tüm kuvvetlere ait askeri öğrencilerin şapka kokartlarında Türkiye Cumhuriyeti'ni temsil eden  ve yukarı doğru baktığı için bağımsız bir...