30 Aralık 2009 Çarşamba

Olur böyle vakalar...

Olur böyle vakalar...


Bugün sizlere gerçekten yaşanmış dört polisiye olay anlatacağım. İlk iki olay yaygın basında yer aldı; isimleri bende saklı son iki olay ise bölgemizde meydana geldi.

Saçlarındaki kepek sorunu nedeniyle sürekli hep aynı marka kepek önleyici şampuanı kullanan bir komiserimiz, bir süre sonra saçlarında tekrar ve aşırı kepeklenme başlayınca içine bir kurt düşer; kullandığı şampuanın kimyasal analizini yaptırdığında, içeriğinin şampuanla bir ilgisi olmadığını tespit ettirir. Bunun üzerine ürünü aldığı satıcıdan toptancının adres ve kimlik bilgilerini alarak takibe başlar. Sonuçta; merdiven altı tabir edilen izbe bir bodrum katında sahte şampuan üreterek haksız kazanç sağlayan bir çeteyi çökertir.

İkinci olayda ise; deniz kenarında kepçeyle deniz anası yakalayan bir kişi, oradan geçmekte olan sivil giyimli bir polis memurunun dikkatini çeker. Kim olduğunu açıklamadan onunla konuşmaya başlar ve bu kadar çok deniz anasını ne yapacağını sorar. Birilerinin deniz analarına balıktan bile daha yüksek ücret verdiğini, bu nedenle deniz anası topladığını ve bu deniz analarını o şahıslara satacağı yanıtını alır. Adamın yanından uzaklaşan polis memuru, uzaktan takibe başlar. Bolca deniz anası toplayan şahıs, işi bitip de sahilden uzaklaşırken, polis memurumuz da fark ettirmeden bu şahsın peşine düşer. Sonuçta; gene merdiven altı tabir edilen bir bodrum katında, bu deniz analarını ürettikleri kaşar peynirlerinin içine katan ve hem halkın sağlığıyla oynayan hem de haksız kazanç elde eden bir çete daha çökertilir.

Üçüncü olayda; eski bürokratlarımızdan birisinin aracına Yalova’da bir araç çarpar ve alkollü olan sürücüsü kaçar. Çarpma sonucu bürokratımıza ait aracın arka tekerleklerinden birisi deforme olur. Bürokratımızın yanına bir araçla 30’lu yaşlarda iki genç gelir. Yardım teklif ederler; araçtaki eşyaları kendi araçlarına taşırlar, yağmur altında, yamulan lastiği düzeltirler, üstleri başları çamur olur. Bürokratımızın aracını yakınlardaki bir lastikçiye götürerek lastiğin değiştirilmesini sağlarlar. Emekli bürokratımız bu yardımsever gençlerin yaptığı iyiliğin altında kalmak istemediği için onlara emeklerinin karşılığını ödemek ister. İşte o zaman gençler Yalova Emniyeti Asayiş Büro’da görevli Polis Memuru olduklarını açıklarlar ve “Biz zor durumda gördüğümüz bir vatandaşımıza yardım ederek, görevimizi yaptık” derler. Tteşekkür eden bürokratımızın, memurların gösterdikleri bu duyarlılık karşısında gözleri yaşarmıştır. Bu arada mutlu haber de gelir, araca çarpıp kaçan alkollü sürücü de Gölcük’de yakalanmıştır. Gerisi artık teferruattır.

Dördüncü olayda ise; İzmit’in tanınmış iş adamlarından birisinin oğlu Trafik Şube’ye çağırılarak spor aracının aşırı hız yapmaktan bağlanacağı, yani trafikten men edileceği tebliğ edilir. Oysa araç, hız yaptığı söylenen tarih ve saatte, kaporta ve boya işi için sanayidedir; hem de yaklaşık bir haftadan beri. İtiraz edip hız yapan aracın kendi araçları olmadığını, araçlarının boya ve kaporta işi için sanayide olması nedeniyle bunun zaten mümkün olamayacağını, mutlaka bir karışıklık olmuş olabileceğini belirtseler de bir türlü dertlerini anlatamazlar. Geçen üzücü ve sıkıntılı saatler sonunda, gerçekten de aşırı hız yapan spor aracın, bu iş adamımızın oğluna ait olmadığı, bu araca benzeyen bir başka araçla karıştırıldığı ortaya çıkar. İş adamımız ve ailesinden yapılan hata için özür de dilenmez. Onlar da üzüldükleriyle kalırlar.

Evet, burası Türkiye. Kimin, nasıl, nerede, ne şekilde ilginç bir polisiye olayla karşılaşabileceği hiç belli olmaz. Kimi olay ilk üç örnekteki gibi toplumumuzun yüzünü güldürür, kimi olay ise son örnekte olduğu gibi bireyleri üzebilir.

Hani derler ya; “Allah ne hastaneye düşürsün, ne de hastaneleri başımızdan eksik etsin.” İşte öyle yani. Anladınız siz şimdi benim ne demek istediğimi.

Hiç yorum yok:

FACEBOOK Resmi Sayfam

Çalışmalarımı güncel olarak resmi Facebook sayfamdan takip edebilirsiniz: https://www.facebook.com/cartoonistozgunuysal/