25 Mayıs 2008 Pazar

Bir Fıkranın Düşündürdükleri


1978 yılının Temmuz ya da Ağustos ayı. Yer İstanbul; Beşiktaş’ın Kabataş semti. Çivi Mizah Gazetesi’ndeyim. O zamanlar Çivi, Dünya Gazetesi’nin yan yayını olarak çıkıyordu. Ekibinde kimler yoktu ki; Müjdat GEZEN, Semih BALCIOĞLU, Şefik DÖĞEN, Mahmut KARATOPRAK, Cafer ZORLU, Zeki BEYNER ... Hatta, ünlü bir ses sanatçısı olmadan önce Ercan TURGUT bile Çivi’nin çizer kadrosundaydı.

İlk karikatürüm aynı yıl Milliyet Çocuk Dergisi’nde yayımlanınca cesaret gelmiş ve 15 yaşımda Cağaloğlu’ndaki mizah dergileri ile Kabataş’taki Çivi gazetesi arasında mekik dokur hale gelmiştim. Çizdiğim karikatürleri genelde Çivi’ye götürürdüm. Beni çok sık görmeye iyice alışan tiyatrocu Şefik DÖĞEN “Ooo, gene bizim Bandırmalı gelmiş” diye takılır, şakalaşırdı. Bu gel gitlerim arasında Mahmut Ağabey’in (KARATOPRAK) çok başını ağrıttım ama, gene de karikatür çizim teknikleri konusunda hiçbir zaman benden ilgisini ve yardımlarını esirgemedi. Çivi’ye karikatür götürmesem bile, sırf o hoş sohbet insanların arasında bulunmak, sohbetlerini dinlemek için sıkça yanlarına gider olmuştum.

İşte, bu bahsettiğim aylardan birisinde Çivi’nin ekibi gene kendi aralarında sohbet ediyorlardı. Bir ara sözü Müjdat GEZEN aldı:

-“Arkadaşlar, size bir fıkra anlatacağım” dedi. Herkes susunca da başladı anlatmaya:

Bir adam Bursa, Yenişehir’den İstanbul’a gezmeye gelmiş; Karaköy civarında dolaşıyormuş. Yoldan geçen birisine “Hemşerim, burası neresi?” diye sorunca “Karaköy” yanıtını almış. Acaba yanlış mı duydum diye bir sağına, bir soluna bakmış, bulunduğu yer hiç de köye benzemiyor. Az sonra aynı soruyu sorduğu ikinci kişiden de “Karaköy” yanıtını alınca, “Ulan” demiş, “Yenişehir gibi bir yere şehir, Karaköy gibi bir yere de köy diyenin, taaaa ağzına tüküreyim.”

Tabi orada bulunan herkes makaraları koyuverdi. Müjdat GEZEN’in fıkrayı kendine has mimikleri ile anlatması fıkranın boyutunu değiştiriyordu. Fıkra o kadar komik olmamasına rağmen Müjdat Ağabey, kendisine has kişiliğiyle herkesi güldürmeyi başarmıştı.

Bu fıkrayı dinledikten üç sene sonra, 1981 yılında bir arkadaşımın davetlisi olarak Bursa, Yenişehir’e gittim ve bir hafta sonu kendilerinde misafir olunca, fıkradaki Yenişehirli adamın boşuna hayıflandığını anladım. Bursa’ya bağlı güzel ve temiz bir ilçeydi Yenişehir. Misafir olduğum evin bulunduğu mahallede, çoğunluğu Bulgaristan’dan göç eden vatandaşlarımız oturuyordu. Evler bahçeli, tek ya da iki katlıydı. En hoşuma giden ise, burada ikamet eden insanların konutlarının önünü kendilerinin süpürerek, yaşadıkları sokağı sürekli olarak tertemiz tutmalarıydı.

O günleri, Çivi Mizah Gazetesi’ndeki o güzel insanları özlüyorum. Karikatür ve mizahın temelini onlardan aldım. Kimbilir, belki bir gün bir yerde onlarla gene karşılaşırım. Ve belki de kimbilir bir gün bütün insanlar kendi sokaklarını Yenişehir’de yaşayan insanlar gibi tertemiz tutarlar, köyde ya da şehirde yaşıyorum diye üzülmezler.

İnsanlar iyi şeylere layıktırlar. Sağlıcakla kalın.

Hiç yorum yok:

DENİZ ASTSUBAY OKULLARI ÖĞRENCİLERİ, 43 YILDAN BERİ BENİM TASARIMIM OLAN ŞAPKA KOKARTINI KULLANMAKTALAR

Tüm kuvvetlere ait askeri öğrencilerin şapka kokartlarında Türkiye Cumhuriyeti'ni temsil eden  ve yukarı doğru baktığı için bağımsız bir...